3 Şubat 2012 Cuma

Salon ve Sorun

En başta bazı şeyler, söyleyeyim, kalın kalın yazayım, altını çizeyim ki lütfen, sonrasında "yani şimdi bunu mu söylüyorsun?" ya da "bunu niye söylemiyorsun?" denmesin. Yazı uzun olacak, içimi dökmekten başka bir amacı da yoktur. Yolu buraya düşenler, lütfen farklı forumlara taşımayın. Kimseye taraftarlık öğretmek haddim değil, "Uzun olmuş..." ile başlayan yorumlar da keyif kaçırıyor. Dediğim gibi, yalnızca iç dökeceğim. Onun dışında burası, yine her türlü görüşe ve cevaba açıktır:

1- Dünkü maçın sonucunda, parke dışındakilerin sorumluluğu yoktur. Dün maç sonu cep telefonundan Twitter'a "Tribün durumları konuşulmalı" yazdığımda "Tribüne oynama, sorumlu taraftar mı yani?" diyen oldu. Gözünüzü seveyim, böyle bir yorumla bir daha karşılaşmayayım, onun için de baştan söylüyorum. Dün kötü bir takım, iyi bir takıma karşı, yanına dahi yaklaşamadan kaybetmiştir. Bu takım, kötü bir 'kadro' değildir. Sene başında söylediklerim halen geçerlidir, elbette bizim de yanıldığımız değerlendirmeler olmuştur. Görmek istediğimiz gibi gördüğümüz şeyler, olduğundan iyi gördüğümüz noktalar falan... Ama ben halen kağıt kalemi elime alıp hesap-kitap yaptığımda, bu kadroyu ligin en iyisi, Avrupa'nın da 7-8 takımı arasında görüyorum. Ancak görüntü çok daha farklı, şu anda Top 16'nın Milano ile birlikte en kötü takımıyız; puan durumuna ve gidişata yansıyan da budur.

2- Takım kötüdür, kötü kullanılıyor ve maalesef enkaza dönmüş durumda. Eksiklerine rağmen 'iyi' denebilecek bir kadrodan bu takımı yaratan, eldeki hiçbir oyuncudan maksimumu alamadığı gibi ortaya düzene dair zerre somut şey koyamayan koç, buradaki en büyük sorumludur. Ona, takım bu hale gelene kadar müdahale edilmemesi de benim için kırgınlık vesilesidir. 

3- Birkaç senedir normal sezonu kötü oynayıp Play-off'larda vurup geçmeyi alışkanlık edinmiş takım, bu sene, bu ivmeyi yakalayabilme konusunda da zerre umut ışığı vermemektedir. Şubenin belirlediği uzun vadeli plan sonunda nereye geldiği, neler yaptığı, neler yapamadığı ve daha da önemlisi, önümüzdeki dönemin nasıl geçebileceği de apayrı bir tartışma ve yazı konusudur. 

4- Salon güzel, içi güzel, skorboard'u güzel, koltuklar rahat, yeri merkezi, çiçek böcek falan... Ama Abdi İpekçi-Sinan Erdem-Ülker Arena geçişinin son adımı, başta belirlenen bilet fiyatları, tribün yapılanması ve çok net bir şekilde çizilen siz-biz çizgisi nedeniyle, olması gerekenden de çok daha sert olmuştur. Yalnızca iki maçta, iki taraf ortaya çıkmıştır. Bu, öngörülmesi hiç de zor olmayan durumda ve sorunda, herkesin payı vardır. Salonun taraftar etkisinin ne derece yeterli olduğu, o etkisizliğe tepki göstermeye çalışılırken yapılan felaket işler; hepsi konuşulmalıdır. 

5- Bu yazıda, ilk üçünün sene boyunca farklı şekillerde konuşulması nedeniyle, 4. madde üzerinde durulacaktır. Burada kelimeleri son derece dikkatli seçmeye çalışacağım. Başta, tribünde yakınımda yöremde olan, hatta tribünde arkadaşlığından çok daha öteye geçip hayatımın içine soktuğum insanlardan da tepki görmem muhtemel ama derdimi anlatmaya çalışacağım. 

Bu yazıda hep "Fenerbahçe tribünleri" şeklinde bahsedeceğim ama bir baş notu daha, aslında burada bahsedileceklerin çoğu, ülke geneli için geçerlidir. Özellikle maç seçme ve ilgi konusu, son dönemde farklı bir seyir gösteriyor gibi gözükse de, her daim sorun olmuştur. 

Bu blogda defalarca "Fenerbahçe taraftarı oyuna eksik ve yanlış müdahale ediyor" dedik, maç seçilmesini eleştirdik. Fenerbahçe tribünleri zaten sorunlu(ydu). Maça gelinmesi ve maça etki merkezli sorunlar yıllarca çözülemedi. Ülker birleşmesi öncesi de, Ülker sonrası da, sadece yüzlerce kişiye oynanan, hatta bu sayıların arandığı maçlar oldu, oyuncuların salonda kıçı dondu. Parantez açıyorum; bugün Ülker işinden şikayetçi olan birçok insan tanıyorum. E biz Aydın Örs döneminde, dört elle sarılmamız gereken, Eurocup'ta kafaya oynayan takımı dahi yalnız bıraktık. İçeride kaybedilen Kiev ve St.Petersburg maçlarını herkes hatırlar, yani umarım hatırlıyorlardır; in-cin top oynuyordu salonda. Birer basketin hesabı yapılan maçlarla dörtlü final kaçmıştı. Parantez kapatıyorum. Bugüne dek hep maç seçildi, rakibin ismine göre gelindi. "Sağlam tribün yaptık" denilen maç ve anlarda, aslında maçın gidişatına olumsuz etki edildi. Kim "ben hatasızım, hata onda" derse yanlış yapar. Aynı şekilde, işin yönetim bacağında da birileri dünkü tablodan sonra "Ben salonu yaptım, biletleri çıkarttım ve sattım" der ve kendisinde kabahat aramazsa yanlış yapar. Bir beton yığını, (dün maçı beraber izlediğim bir dostun sözüdür) insan faktörü düşünülmeden, dünyanın en büyük skorboardu ya da en pahalı koltuklarıyla, hiçbir zaman bir şey ifade etmez. Allayıp pullayarak anlatır, güzel fotoğraflarla sağa sola kapak, bilgisayarlara duvar kağıdı olursun, istatistik kağıdı da "10.000+ insan geldi" yazar, o kadar.

Hayatta başarıya ulaşmak için en istikrarlı yöntemi "yürü be koçum" sözünü duymak olan bir ülkenin herhangi bir organizasyonu, bu etkiyi yaratabilecek kişilere sırtını tamamen dönemez. Oyuncuları bile taraftarla farklı oynayan, taraftarı görünce gözü dönen, performansını katlayan bir takım bundan vazgeçemez. Taraftar etkisi yok sayılamaz (bu 'taraftar etkisi' kısmından ilerleyen bölümde kısaca bahsedeceğim, benim salondaki 'etki' anlayışım, dün bana "siktir git" diyenlerle yine örtüşmeyecektir). "Aman, zaten futbol taraftarı bunlar, oyunu da bilmiyorlar, gelmesinler" denemez. Bir tribün, bilet fiyatlarıyla şekillendirilmeye çalışılamaz. Fiyat belirlenirken İspanya ya da Amerika'yı baz almak da doğru değil, bu ülkenin şartları malum, kaç branşta aktif olup da destek istediğin de öyle. Ben gelecek sene evlenmeyi düşünüyorum, "Nasıl para biriktiririm?" diye excel tutuyorum. Maliyet kalemlerinde en büyük pay Fenerbahçe; alt alta toplayıp baktığımda, cebimden çıkana bakarak irkiliyorum. Şimdi burada paylaşıp nice yuvalar yıkmayayım. Ama "oraya gel, buna da gel, atla gel" diyerek olmuyor bu işler. Bu işin sorumluları, daha en başta hata etti; bir de bu, törpülenmiş hali, siz düşünün... Kendi adıma konuşuyorum, ben de hata ettim. Kısık sesle konuştuk, yazıp çizmedik ya da sınırlı yerde dillendirdik. "Şikayetçiyiz" dedik ama şikayetçi olduğumuz gibi aldık, çok da ses etmeden. Kombine almaya gittiğim gün, alan kişilerin etrafımızda yaptıkları muhabbetleri hatırlıyor ve burayı okuyacağını umduğum arkadaşlarımın da hatırladığını düşünüyorum. Profil de az buçuk belliydi. Bizim de hatalı olduğumuz yerler var. Sadece bilet fiyatları değil, içeride yapılanlar ya da yapılmaya çalışılanlar da alışkanlıkların oldukça ötesinde, ondan da bahsedeceğim sonraki satırlarda. 

Girişteki 4. maddede belirtmiştim, geçiş çok sert oldu. Elbette bunu etkileyen, takımın durumu gibi faktörler de var. Bu ülkeden malum, söz konusu futbol dışı branşlar olunca, taraftar çekmek için başarıya ihtiyaç oluyor. Taraftarın takımı itmesinden önce, takımın da taraftarı itmesi gerekiyor. Dün bu kadar çok olay olmasının nedeni mağlubiyettir, Milano maçında ufak sıyrıklarla atlatılmasının baş nedeni de, kötü oyuna rağmen maçın kazanılmasıdır. Ama öyle ya da böyle, iki maçta, ortaya 'iki taraf' çıkarmayı başardık. 'Aşağıdakiler-Yukarıdakiler', 'Taraftar-Müşteri', 'Zengin-Fakir', hepsini duydum şu 2 maçta tribünlerde. Yukarıda, o 'iki tarafın' birine ve bu taraflaşmanın tetikleyicilerine bakmaya çalıştık. Şimdi diğer 'taraf'a bakalım. 

Burada söze nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Tribünleri daha önce defalarca eleştirdim, mümkün mertebe o konulara girmeden, başka şeyler yazmaya çalışacağım. Bu seferki farklı. Bu süreçle ve izlenen yöntemle ilgili tepki olabilir, hatta olmalıydı; ama yeri ve yöntemi konusunda hiçbir şekilde dünü tasvip etmem mümkün değil. Şu açıdan bakmaya çalışıyorum, dün o tepkiyi gösteren insanlar, yukarıda, bu salonda eksikliği en çok hissedilen şey olan 'taraftarlık'a ve 'taraftar etkisi'ne sahip çıkmaya çalışıyorlar(dı). Buna göre, sahiplenme olayı güzel ama o zaman birkaç sorum var: 

- Bugüne kadar kaç kez ve kaç maçta sahiplendik? 

- Bilet fiyatları istediğimiz gibi olsa ve tribünü de yerleşim ve destek olarak istediğimiz şekilde kullanabilsek, bundan sonra kaç maçta orada olacağız?

- Dün "siktirin gidin" dedik, dedik ve siktirip gittiler diyelim. Biz hep orada olacak ya da olmaya çalışacak mıyız? Caferağa, Burhan Felek? Kaç maç, hangi maçlar? 

Ben dün aşağıdaydım, 2. kategorideydim, yukarıdan "siktirin gidin" diye bağırılan insanların arasındaydım. O kişilere göre taraftar değil, müşteriydim. Çekirdek çitlerdim, oturduğum için taraftar olmam mümkün değildi. Seyirciydim, kötüydüm. Eğer dün bana "siktir git" diyen insanların hepsi, her daim tribünde olacaksa, ben siktirip gitmeye razıyım. O kadar insan, doğru şekilde destek verecekse her maçta, ben yine siktirip giderim. Problem değil. Ben bunca yılda, her maça gelmeye çalışan, desteğin de kralını veren, onlarca insan tanıdım tribüne gide gele. Hissettikleri rahatsızlığı anlayabiliyor ya da anlamaya çalışıyorum. Salonda uzakta bir köşedeler, görüyorlar ki tribünlerin refleks kabiliyeti neredeyse tamamen ortadan kalkmış. Artık ortalık hep Partizan ya da PAO taraftar videoları paylaşanlarla dolu. Eyvallah, anlıyorum da belli bir yere kadar ve bu insanlara hak veriyorum. Salonda koca bir Ülker dükkanına girmişsin havası var. Girişte metro, molada çikolatalı gofret, çıkışta Halley... 8 Şubat Truva, 1 Nisan Anadolu Ateşi, 10 Haziran Keşanlı Ali falan, sürekli bir "neredeyim ben?" karmaşasında ruh hali. Maç önü 1 saat bando, molalarda bangır bangır müzik. Tribün biraz kıpırdanayım dese, izin yok. 

Kimseye taraftarlık öğretmek haddime değil. Ama salon sporlarında sırtı parkeye dönüp maç bitene dek bağırmanın faydalı olduğunu beni kimse inandıramaz, bu konuda defalarca yazdık. Salon sporları farklıdır, farklı destek gerektirir. En kritik anda girilen Pınarbaşı tezahüratının kaç maçın gidişatını olumsuz yönde değiştirdiğine defalarca şahit oldum. 2-0'lık Efes serisinde şampiyonluğun avuçların içinden kayıp gittiği 3. maçı pota arkasında, omuz omuza yaparken yaşadı bu gözler. Gelinmeyen, 500-600 kişiye oynanan maçlardan hiç bahsetmiyorum bile. Ya da durun, parantez açayım. 2009-2010 Fenerbahçe-Barcelona, taraftar sayısı 1.000, EL resmi sitesi söylüyor bunu, salon da Abdi İpekçi. Biletler pahalı değil, takım da iddialı. Örneği daha da tatsızlaştırayım; bu sene G.Saray-Barcelona maçı; G.Saray'ın kazanması çok zor, salon da aynı, maçtaki kişi sayısı 11.300. Neyse, 'gidilmeyen maçlar' parantezini kapatıyorum. "Doğru yerde, doğru tepkiyle de etkili tribün olur, bak İspanya'da 60 yaşında amca düdüğe nasıl tepki veriyor" da dedik buna kontra olarak. Ama yeni salondaki kadar reflekssizleşmiş bir topluluğu da kastetmemiştim, ona da eyvallah. Yine de hepsini üst üste koy, topla, değerlendir. Yine de hiçbir şekilde "siktir git" in de, bunu diyen insanların deme zamanlamasının da, bu kalabalığın ne kadarının salon tribünlerinde olduğunun da ve sonunda da, kendi oyuncusunun üstüne maytap atacak kadar tepkide kontrolü kaybetmenin de izahını bulamıyorum. Oyuncuya yahu, oyuncuna yapıyorsun bunu. Sana dönüp "N'apıyorsun?" diye baktığında da işaret parmağını sallayarak küfürler saçıyorsun. Bunu geçip, dün gösterilen tepkiyi yukarıda tariflediğim "sahiplenme" başlığına sokmaya çalışırsam, o zaman da oradaki kalabalığın büyük bir kısmını, yukarıdaki soruların cevapları nedeniyle, samimi bulmuyorum. Tek sorun bilet fiyatları mı? Tek sorun parkeye uzaklık mı? Ben bugün "yerimiz çok uzak" diyenlerin içinden, maç izlediği için insanların taraftarlığını sorgulayanlar olduğunu da biliyorum. Belli bir izleyici profiline tepkiye eyvallah, ama bilindiği ya da istendiği şekilde desteklenmediği zaman taraftar olunamıyor mu? Soru çok. 

Dün ortalığı yakıp yıktığımız, tribünde yer alan insanları farklı sınıflara soktuğumuz, takımın zaten yerlerde gezinen moralini de şırıngayla çektiğimiz maça, bir de tüm bu olan bitenden bağımsız bakın. Tribünde 12 bin ateşli 'taraftar', oturmuyor, maça da konsantre. Takımın maçında başında 10 sayı geriye düşüyor ve bir daha rakibine yaklaşamıyor. Dünyanın en etkili salonunda, en etkili taraftar grubunun desteğiyle oynat, kötü takımdan iyi takım çıkartamazsınız. Dünyanın her yerinde, dünkü kadar kötü bir takım, taraftarının da gücünü kırar, en fazla "yenilsen de yensen de" diyebilirsin. Parkede takımın düzensizliğini ve çaresizliğini görebilmek için basketboldan anlamaya da gerek yok. Kaldı ki o berbat dediğimiz salon atmosferinde, öyle ya da böyle, takımın kıpırdanmaya çalıştığı her anda, tribünler de kıpırdanmaya çalıştı. Curtis'in yaptığı aptalca smaç tercihinde ben oturan insan görmedim tribünde. Diyorum ya "geçiş sert oldu ve bunda farklı birçok etken var" diye, öyle işte...

Başta da söylemeye çalıştım, hiç kimse bu işin içinde "o suçlu" diyerek çıkamaz, "o gelmesin" de çözüm değildir. Bunu ne yönetim söyleyebilir ne de taraftar. Bilet ve tribün politikasını belirleyen de, tribüne bugüne dek gelmeyen de, gelip takıma destek verdiğini düşünürken (kimse kusura bakmasın ama) bunun çok uzağında olan da, maçı gerçekten tahammülü zor bir tepkisizlik ve hatta alakasızlıkta izleyen de, ne yapıp yapmadığını düşünmeli. En güzelini bizim Fatih (Dilber) dün Twitter'da söylemiş: "Bir yenilgi sonrası da Spahija sorumluluğu üstlenirken, bağıranlar bağırmayanlara, bağırmayanlar da bağıranlara bağladı". Ben bu senenin saha içinde kayıp olduğunu düşünüyorum ama bu gidişat, çok daha derin yaralar açar. Takımın dünkü görüntüsünden çok daha fazla can acıttı tribünlerde olan biten... 2 maçta, yeni salonda doğru olan hiçbir şey görmedim. Ne takım, ne tribün, ne tepki, ne etki. Takımın toparlanması daha kolay, belki bir transfer dönemi bile bunun için yeterli olabilir; ama buradaki ayrım ve sorun(lar) çok daha tehlikeli.

15 yorum:

  1. Salon da Tribün yapmaya çalışan dostlara selam olsun.. Fenerbahçe'yi halktan koparanlara da yazıklar olsun.. Bilet 20 yemek ,yol parası desen hepsi 50 liraya geliyor benim gibileri imkansız derece.. Abilerimiz spor sergi ile mutluydu,biz caferağa ile ,başkaları başkalarıyla.. Basketbol taraftarı bağırarak olmaz ama put gibi oturarak da olmaz..

    YanıtlaSil
  2. Barcelona maçı için senle kadıköyden kalkıp gitmiştik İpekçi'ye ve hiç unutmam daha ilk çeyreğin 2. dakikasında alınan ilk molada sen beyler biraz inanın şu maça diye isyan etmiştin bench arkasında. Belki de yıllardır o salona gelen kitle şu inanmamışlığın yüzlere yansımasını o kadar iyi çözdüğü için dün bu kadar sessiz kaldı. 3. Çeyrekte aldığımız moladan sonra üst tarafa takım nasıl desteklenir diye ders verirken üst taraftaki arkadaşlar sırtı dönüktü sanırım. Heyhat ama tam tüm tribün gaza gelmişken eski dost Saras çekti fişi. Sonuçta kimsenin bir yere siktirip gideceği yok,çok zor değil yıllar önce kaybettiğimiz Alba Berlin maçının videosunu izletelim yeter. Ellerindeki şak şaklarla yaş ortalaması 60 olan bir taraftar topluluğu ile sadece ıslık ve şak şak sesi ile yendiler bizi. Salon henüz oturmadı giriş çıkış sorun oluyor, insanların toplu ulaşımın ciddi sıkıntılı olduğu bir yerden 20 fark varken ve ortada umut adına hiç bir şey yokken 3 dakika erken çıkmaya hakkı var o salondan. zaten dün gece o kazandıkları 3 dakikayı salonun önünde buz pateni yaparak harcadılar. Ama kimsenin bir diğerine siktir git deme hakkı olamaz, he eğer böyle bir hak varsa alttakiler de üsttekilere ( ne salak bir ayrımsa) bunu demeye başlar, o zaman da önünü alamazsınız bu işin.

    YanıtlaSil
  3. Maçtaydım, durum her açıdan vahim, tam bir felaket. Hatta kangren söz konusu. Canlı kalmak istiyorsak kangrenli uzuvların kesilmesi gerekiyor. Her zaman sistemi istikrarı savundaum ama dünkü manzaradan sonra çok şeyin değişmesi gerektiği kanaati uyandı bende. İlkel bulunabilecek olan eski Spor sergi ortamını hiç bir salona değişmem. Eskiden sahayı etkileyen seyirci vardı ama başarı yoktu. Şimdi-kısmen Türkiye de- başarı var ama seyirci yok. Tam bir keşmekeş . Taraflardan biri öbürüne müşteri diyerek hakaret ediyor kendilerinin Pınarbaşı sendromuyla kaybettirdikleri maçın haddi hesabı yok. Takım sahada ter dökerken onlar gider Partizan seyircisine karşı Kosova için muharebe yapar.Aynı maç içinde bu grubu futbol seyircisi diye eleştiren kesim ise son 40 saniyede avaraj hesabı için mola alan Tanjeviç i yuhalar maç bitmeden salonu terkeder. Fener tarihinde ilk defa ilk 8 e kalır. Tribünler bunun farkında değildir dolayısıyla da kutlama bile yapamaz. Fener Avrupa da ilk 8 e kalırken evine dönüyordur koçuna oyuncusuna küfür ede ede ya da Sırplarla Kosova meselesi için çatışıyordur. Halimiz ahvalimiz bu. Değişeceğini de sanmıyorum içim kan ağlayarak.
    Saygılarımla Ertan Ürkmez

    YanıtlaSil
  4. Kimse Kusura bakmasın ama sahaya yakın bir yerden rakip oyuncuları etkileyebilecek bir yerden taraftar tribünü verilmesi şart.. Ben 1. 2. 3. Kategorilerin keyiflerinden bağırmadıklarını düşünmüyorum.. Ama Her tribüne kıvılcım gerekiyor.. Nedense Kimse ilk "şu tezahürata ben eşlik edeyim" demiyor oturan kısımda bence sorun burada.. Yoksa ben 1. 2. 3. Kategoriye giden insanların "Pao gelmiş bir diamantidis resitali izleyeyim , maç bitmeden 5 dk önce de çıkarım" düşüncesiyle geldiğini düşünmüyorum.. Bence Bir Taraftar bloğu verilmeli sahayı etkileyebilen kısımdan eğer bu yapılırsa bütün salonun etkileyici bir hale geleceğini düşünüyorum.. ve Rica ediyorum renktaşlarımdan.. Lütfen Kendi taraftarınıza Pislik gibi bakmayın..

    He Bu arada ben maytapın oyunculara yönelik atıldığını %100 düşünmüyorum.. Hatta tribünlere de atılmak istenmedi.. Tamamiyle yanlışlıkla oldu diye düşünüyorum .. Bilerek atıldıysa da kişisel bir olay.. Zira maç bittikten sonra aynı Tribün "Fenerbahçe Buraya" Tezahüratını yapan tribündü.. Son olarak Yönetimden Ricam.. Türkiye gibi bir ülkede rica edeceğim Molalarda Devre aralarında orkestra çalmaya çalışmasınlar.. Maçın tekrarını izledim Murat Kosova'da belirtmiş aynı şeyi..

    YanıtlaSil
  5. biz o fiyatlarla asla bi pana seyircisi olamayız ama biz asla siktirin gidin seyircisi de değiliz. dünkü maçta 4. katagoriden bilet alabilen biri olarak bende takımıma destek vermek çok istedim ama destek verdiğini düşünenler devamlı salonun atmosferını bozmak ıcın uğraşınca (kend, seyircisine salonuna maytap atmalar , devamlı eleştiri yapmalar ) geri kalan seyirci kitleside ( yakından şahit oldum ) bunlarla hareket edilmez diyip yalnızca alkış ve ıslık temposu tuttu. salondaki yanlışlar yazıda çok güzel belirtilmiş ama dünkü maçtan önce futbolda kaybetmemizde bir çok kişinin moralını bozmustu ustune takımda temposuz oynayınca iyice moralman gerilendi. ama bunların hepsi düzelicektir çünkü bu seneki kenetlenme bunun en büyük garantisidir.

    YanıtlaSil
  6. Salon sporlarında en önemli unsur, yanındakinden cesaret almaktır, ben oraya kimsenin çekirdek çitlemeye gittiğine inanmıyorum, herkesin amacı takıma iyi kötü destek olmak ama taraftar olarak ortak bir nokta yakalanmıyor. Takımın kötülüğü de taraftarı etkiliyor diyoruz, bariz bir gerçek bu ama şu da var, takımdaki heyecanı, adrenalini arttıracak tribün hareketi oluşuyor mu ?? Bence çok az oluyor bu.

    Bir anımı anlatmak istiyorum, Koreli arkadaşlarla Korenin dünya kupası maçını izlemiştim İngilterede bir barda. Yaklaşık 200-300 koreli var ve Korenin her kaptığı topta, daha ceza sahasına yaklaşmadan çıldıran, rakip sarı kart gördümü, gol olmuş gibi sevinen insanlar bunlar. Öyle bir enerji yaratıyorlarki, korenin attığı ilk golü onların attırdığına inandım, ve düşündüm boşuna dünya kupasında yarı final oynamamışlar diye.

    İşi özetlersek taraftarlık bir enerji işidir, almadan vereceğini düşünmen gerekir içten bir şekilde, sonra ne mi olur, o enerji mirsadın havaya kalkan yumruğu, oyuncuların kafasındaki şampiyonluk şapkası, belki bir kupa, bazen gözyaşı ama illaki inadına mutluluk olarak geri döner.

    YanıtlaSil
  7. Yazın çok iyi olmuş neredeyse her kelimesine katılıyorum.Öncelikle şunu söyliyim dünkü maçta olan olaylardan ve maçın bu kadar kotu olmasında en az suçlu olan bağırmayan kişilerdir.Abi kimse bana anlatmasın RUHSUZ taraftar falan filan diye,ben her maça gidicem,elimdeki 3 kuruş parayı onca fedakarlıkla bu kulube yatırıcam,yazın 3 temmuz sürecinde sinir krizleri geçiricem formama sarılıp ağlıycam,bağdat caddesinde 10binlerce insanla yuruyucem,topuk yaylasına gidicem,hem de bunları öğrenci halimle yapıcam,sonra o insan bozuntuları bana siktir git burdan taraftar değilsin diyecek!!! ben böyle işi sikerim aga hiç kusura bakma ben senelerdir hiçbir maçta bun kadar sinirlenmedim biraz ağır şeyler yazdıysam da kusrabakmayın.Maç içinde bana küfür eden o adamlar ve dahil oldukları taraftar grupları yazın caddedeki yürüyüşlerde kendi taraftarlarını döven adamlar!! unutulmasın lütfen !!!Sonra da dünkü maçta ne alakası varsa gururumuz erdoğan diye bağıran adamlar!!!nerde görülmüş yha ben size soruyorum kendi taraftarına kufreden bır grup?? insanlar orada çoluğuyla çocuğuyla,karısıyla,annesiyle maç izliyor adamlar siktirin gidin diyor bu nasıl iş abi???
    Susan taraftar konusunda da şunları söyliyim:Türkiyede basketbol bilinmiyor bu kesin bir şey bilinçli basketbol seyircisi çok az nerde ne zaman nasıl tepki konulcağını bilmiyorlar bu konuda ispanyollar,yunanlar kadar olmamız için daha çok zaman geçmeli ama zamanı gelince o da olacaktır.Bunun yanında unutmamak lazım bu salon daha yeni bulunduğu semtin sosyal konumu belli bu atmosfere taraftar bilincinin oturmasına daha vakit var bu kadar aceleci olmamak lazım zaman vermek lazım ayrıca dun seyırcı maçın içine zaman zaman girse de malesef takım seyirciyi öldürdü hayatımda izlediğim en kotu maçlardan biriydi.
    ayrıca bilet fiyatlarına kesinlikle katılıyorum aynı düşünceyi futbol maçları için de paylaşıyorum artıkk yönetimin bazı gerçekleri görmesi lazım yoksa asıl gücümüzü yani "halkın takımı fenerbahçeyi" kaybederiz durum bu kadar ciddi.

    YanıtlaSil
  8. Kimse kimseye kufur edemez. Ama bircok insan o salonun icine giremeyecek. O fiyatlara yol,yemek de eklediginizde 50 TL yapar kac kisi o parayı verebilir veren insanların profili de 3 assagı bes yukarı bellidir. FB halkın takımıdır gibi soylemlerin ne kadar bos oldugunu goruyoruz.
    Haftada nerdeyse 7 gun FB nin macı var hangi parayla her maca gideceksiniz o tek volrybol maci bile yol,yemek 20 TL oluyor. Su mac bostu diye taraftarı elestirmek cok da dogru degil bence
    Parası olan Barca deplasmanına da gider digerlerine de olmayan ne yapsın.

    YanıtlaSil
  9. Keşke herkes isim ya da en azından hitap edilecek bir kullanıcı adı verse de cevap yazmak daha kolay olsa. 3 kişiye kısa cevap yazacağım:

    @sallanyuvarlan:
    Bunca işin içinde sadece "tribün yapmaya çalışan abilere selam olsun" der ve diğer her şeyi reddedersen ki öyle yapıyorsun, anlaşmamız mümkün değil. Kuvvetle muhtemel "tribün yapma" konusunda oturup konuşsak, orada da hiç anlaşamayız.

    @Adsız:
    Kendi taraftarına pislik gibi bakmak elbette doğru değil. Bunu yukarıdakiler aşağıdakilere, aşağıdakiler yukarıdakilere yapıyor. Taraftar blogu fikrine de katılıyorum, bando işini de yazdım. O o maytap olayını hiçbir şekilde "öyle değil de böyleydi" diye tariflemem mümkün değil.

    @Adsız:
    Bilet fiyatlarının sorun olduğunu en başta yazdım, konuya zaten onunla girdim. Lakin "para yoktu, ondan gelemediler" demeyin, zira o "boştu" dediğim maçların bilet fiyatları hiç de anormal değildi. Parası olan da olmayan da gelmedi. Yani eyvallah, bilet fiyatları çok önemli ve maalesef sorun ama ilgi eksikliğini "para yoktur" diye kesip atmak bana mantıklı gelmiyor.

    YanıtlaSil
  10. Bu maça gelemedim.Malum yol uzaktı,hava kötüydü ve en iyimser hesapla 2.5 saat*2=5 saatim yolda geçecekti.En başta Tomas'ın sakatlığına sonra da tribünlerin haline sinir oldum.Bir takım bu kadar mı kötü başlar?Ve bir kötü başlangıça bir taraftar bu kadar mı kötü tepki gösterir?(Göstermez daha doğru bir kelime belki de)O salon kendi taraftarını yaratır belki.Belki gelen taraftar grubu da daha elit tabakadan olur.Fakat destek olmazsa,gereken yerde ses çıkmazsa mücadeleci bir takım yaratılamaz.O takım olmazsa da seyirci olmaz.Üstelik elitin de öyle bir takımı tercih edeceğini sanmıyorum.Acilen çözüm bulunmalı...

    YanıtlaSil
  11. Yeni salonda maç izleyemedim henüz ama basketbol izlemekten inanılmaz keyif alan bir insan olarak Avrupa tarafındaki salonlarda son 3 sezondur zamanım elverdiğince gidip takımı desteklemeye çalışıyorum.. Ben son olayları televizyona yansıdığı kadarıyla biliyorum ve orada olmadığım için de yorum yapmak istemiyorum. Benim paylaşmak istediğim bu sezon Sinan Erdem'de oynadığımız Galatasaray maçından bir anı sadece. 2 arkadaş gitmiştik o maça biletleri epey önceden aldığımız için 10 liraya alınabilecek en iyi yerleri almışız sanırım:) Locaların üstünde en ön sıraya yerleştik.. Neyse yerimizi aldık maç başladı. Hatırlayan mutlaka olacaktır ilk yarıda neredeyse hiç serbest atış sokamadık. Biz bunu sürekli monoton şekilde tezahürat yapan -hatta serbest atışlarda ses yükselten- taraftara bağladık kendi çapımızda. Bunun tartışması da yapılmıştır eminim sıkça buralarda veya biçok yerde. Ama resmen Ömer Onan bir serbest atıştan sonra dönüp baktı dayanamayarak.. Yanımdaki arkadaşım biraz tez canlı bi insandır. İlk yarı bizim için çokta iyi gitmeyince dellendi ben gidip söyliycem şu serbest atışlarda sussunlar artık dedi ve fırladı gitti.. Ben daha ne olduğunu anlamadan harbiden de Yücel abinin -tanıyodur sanırım herkes- yanında bitiverdi bizimki. Bende görüyorum oturduğum yerden olan biteni. Neyse konuştular biraz sonra benim arkadaş döndü. "Ne konuştunuz lan" dedim.. "Abi söyledim Allah aşkına bağırmayın serbest atış kullanırken takım serbest atış sokamıyo, maç gidiyo elden diye. Adam sikeyim takımı, sikeyim serbest atışı diye cevap verdi, sonra da döndü ve bi daha yüzüme bakmadı yanındakilere falan anlatmaya açlıştım işte" dedi.. Şimdi ben ne onun ne de dahil olduğu grubun fenerbahçe için yaptıklarını gözardı edemem ama bu cevap tabi garip geldi..Tribün yapan, deplasmana giden, fenerbahçeyi hiçbi yerde yalnız bırakmayan insanlar bunlar ama sikeyim takımı diyorsan neden ordasın? Nitekim bilmiyorum bizim arkadaşın bir etkisi oldu mu ama 2. yarı serbest atışlarda susturdular tribünü ve gerçekten arttı yüzdemiz:) Bu maçta sonlara doğru yine bi kaç sataşma olmuştu oturan taraftara ama sonu iyi olunca büyümedi tabi herkes unuttu gitti.. Bu olayların büyümesine çok üzüldüm umarım bir an önce çözülür.. Ben sadece bunu anlatmak istedim içimde kalmıştı çünkü bilmiyorum yeri doğru mudur ama. Altta oturan taraftara siktiri çekmeden önce kimin arkasında bağırdıklarını da bilsin insanlar.. Umut..

    YanıtlaSil
  12. Çok haklısın. Sonuna kadar katılıyorum. Sinan Erdem'de maç seyrederken en garipsediğim hatta genişleteyim Saraçoğlu'unda bile aynı duyguyu duyuyorum ; bu işin organize bir taraftar baskısı haline gelmesini sağlayacak fikir, yöntem nasıl oluyor da bu kada kafadan bir türlü çıkamıyor ? Belki fazla romantiğim, belki cevap zaten önümde duruyor ve ben bir 'birlik' isteyerek gereksiz hatta safça bir düşünce seslendiriyorum ama öyle. Bu takımı(ları) her daim ateşleyecek güç önünde dururken bu israf neden.. ve nasıl ?

    Neyse, senin yazının ekseninden kaydım biraz ama haklısın. Bizim taraftarın da aslında taraftarlığı biraz orta karar. Her oyunun ve oyunun oynandığı mekanın kendine göre destekleme yöntemi olacağını bilemiyoruz, anlayamıyoruz... Ya da bilmek, kendi doğru bildiklerimize hakaret gibi geliyor da uygulamıyoruz.

    Selamlar

    YanıtlaSil
  13. Mustafa Kaleli6 Şubat 2012 22:50

    Yani dediğim gibi benim gördüğüm kadarıyla Fenerbahçe benchine bilerek atılmadı.. Ve Umuyorum bilerek atılmamıştır.. Hani bilerek atıldıysa da o atan kişinin bireysel olarak Fenerbahçe armasına yaptığı saygısızlıktır.. terbiyesizliktir.. Atılan maddeyi asla tasvip etmiyorum.. Ama Bu torpil olayı kimisi beni çok holiganist olarak görebilir saygı da duyarım .. Ama bu torpil olayı benim hoşuma gitti.. Pao oyuncuları buna alışık.. Ama örneğin bi UNICS maçında bu torpil patlatılsa.. (sadece ses olarak diyorum her türlü yabancı maddenin sahaya atılmasına karşıyım..)Ben UNICS oyuncularının performansının ciddi oranda düşebileceğini düşünüyorum.. Yönetimin bir şekilde taraftar tribününü ayarlaması lazım.. Fenerbasket'te bir arkadaş yazmıştı.. Önce bileti alanlar indirimli alsın diye.. Belki çok adil gözükmüyor ama 1 veya 2 blok için yapılabilir gibi gözüküyor.. Kaimakoglou bir açıklama yaptı.. istanbul'da müthiş bir atmosfer vardı bizim taraftarımızı da OAKA'ya bekliyoruz diye.. Bence Kaimakoglou'nun müthiş atmosfer'den kastettiği an Bütün Salonun Spahija'nın Jerrels'a fırçasının ardından coşmasıydı.. Bizim o anı sürekli yakalamamız lazım.. Şimdilik bu kadar ..

    YanıtlaSil
  14. Önemli olan yıldız oyuncular almak değil, Siena gibi sistem takımı olabilmek...

    YanıtlaSil