27 Şubat 2012 Pazartesi

Olur mu?

Fenerbahçe için film gibi giden bir sezonun en kritik maçı oynanacak. İnsanların aklında şu soru olabilir "Yahu geçsek ne olacak, Barcelona'yı saha dezavantajıyla geçebilecek miyiz ki?". Evet, burayı geçsen bile devamı çok zor ama bu eşiği bir kez daha geçmek, her ne kadar, takım oldukça sorunlu olsa da, çok önemli. Fenerbahçe ve Milano'ya biraz bakınalım.

Açıkçası, Milano'nun son 2 maçını izlemeden ve kendilerini İstanbul'daki Fenerbahçe ile Rusya'daki Kazan maçlarından hatırlayan biri olarak, ahkam kesmek pek sağlıklı olmayacak. Zira İtalyan temsilcisi, hem Nicholas-Bremer değişikliğine hem de Hairston'un dönüşüne denk gelen yakın dönemde, bir parça kıpırdanmış gözüküyor. Ama genel olarak İtalyan temsilcisinin, eldeki malzeme ile ortaya çıkardığı yemek konusunda Fenerbahçe'ye çok benzediğini söyleyebiliriz. Sezon başında, tamamen yeni bir kadro olmalarının sıkıntılarını yaşadılar. İlk tur gruplarında EL'nin 'en olmamış' takımlarından biri gibi görünüyorlardı. Sezonun ilerleyen bölümlerinde de Gallinari'nin NBA'ya dönüşü ve Hairston sakatlığı ile Euroleague'de hücum yönünden en kısır takımlardan biri olmuştu İtalyan temsilcisi. Gerçi EL'de ilk tur gruplarını yalnızca 4 galibiyetle geçtiklerini ve bu galibiyetlerin ikisini Gallinari'siz elde ettiklerini hatırlatmak lazım.

Gallinari sonrası yapılan genç Gentile takviyesi, hücum etkinliği olarak o seviyelerin oldukça uzağındaydı; belki de gerektiğinden çok daha fazla sorumluluk bile yüklendi. Kısa rotasyonunun belki de en özel parçası Hairston'un ara dönemdeki sakatlığı ve Nicholas'ın da 'müzmin yetersiz' görüntüsüyle Milano, özellikle hücumu Allah'a emanet bir görüntü çiziyordu. Yine de Milano, özellikle Top 16'da, iyi yapabildiği işlere sarıldı ve felaket bir görüntü çizdiği Kazan deplasmanında dahi bu şekilde oyuna tutunmaya çalıştı. İtalyan temsilcisi şu anda 5 maç sonunda 58,8 sayı ile EL'nin en kısır takımı konumunda. Lakin 'yenilen sayı' hanesinde yazan 63,6 onları Barcelona ile birlikte zirvede tutuyor. Elbette Scariolo'nun elindeki bu pahalı oyuncağın daha keyifli bir takıma dönüşmesi bekleniyordu ancak sorun da belki de, bu kadronun Scariolo'nun elinde olmasında...

İstanbul'daki maç, her iki takımın da maçı kaybetmek için birbiriyle yarıştığı, EL'nin belki de en kötü idare edilen ve en organizasyondan uzak takımının mücadelesi olmuştu. O maça dönmüyorum, tadımız kaçmasın, kaldığımız yerden devam edelim. Bu maça ilişkin birkaç hatırlatma yapmakta fayda var. O maçtan farklı olarka Nicholas yerine yeni transfer Bremer kadroda olacak. Scariolo onun için "hücuma enerji ve dinamizm katmak için aldık" demiş ki takıma ilk etki anlamında bunu sağladığını söyleyebiliriz. Diğer farklılık da (maalesef) Hairston'un kadroda olacak olması... Scariolo uzun rotasyonunda da, Kazan deplasmanında sarılığı genç Radosevic'e de daha çok rol vermeye başladı. Fenerbahçe'deki farklılıklar ise az sonra...

Fenerbahçe'nin çok temel bir problemi var; pota altını koruyamıyor, savunamıyor. İsimler değişiyor, özellikler değişiyor ama sonuç değişmiyor. Topa baskı eksikliği, birebirde kolay geçilen kısalar, yardım savunması eksikleri ve ayakları yavaş uzunlar... Cephanesinde alan savunması silahı hiç olmayan Spahija'nın takımının, mevcut kadroyla buradaki sorunları ne kadar çözebileceğini de bilemiyorum. O nedenle, ilk maçta Rocca'nın yarattığı sıkıntıyı yarın yine aynı oyuncunun ya da bir başkasının tekrarlaması muhtemel ki Bourousis gibi, hem içeriden hem de dışarıdan öldürücü Fotsis gibi uzunlar da ellerimizden öper. Milano iddiasız kalmış gibi gözükebilir ancak performans ibrelerinin yukarıyı göstermesi ve savunma disiplinleri, Fenerbahçe açısından bu maçı oldukça zor bir hale getiriyor. Özellikle son PAO deplasman galibiyeti, CV'lerinde son derece şık duruyor. Sert savunmalarının Fenerbahçe'ye, o kötü anıları hatırlatmaması, iyi yaptığı işleri unutturmaması dileğimiz elbette...

"Fenerbahçe'deki farklılıklar" demiştik yukarıda, izah edelim. Onların da Milano gibi iyi yaptıkları şeyler var ve Kazan maçında, yukarıda bahsettiğimiz tüm savunma sorunlarına rağmen, bunlarla maçı kazanıp tura tutunabildiler. Kazan maç yazısı dikizlenebilir ama özetle, top paylaşımı ve daha hareketli hücumlar, çembere gitme disiplini, ribaund kaynaklı tempo ve tabii bolca özgüven takviyesi... Fenerbahçe, çok sallantıda geçse de, Beşiktaş maçıyla birlikte, şu son iki mücadeleden alabileceği her şeyi aldı. Ukic-Preldzic-Bogdanovic üçlüsü daha iyi, Fenerbahçe daha iyi... Ukic çembere gidip bitirebildiği sürece iyi oyuncudur, iki maçtır bunları yapabildiğini görüyoruz. Emir'i daha çok işin içinde, daha çok sorumluluk alırken görmek çok güzel, kendisinden beklediğimiz de doğrudan fark yaratmasıydı zaten. Onun karar ve sorumluluk almaktan kaçınmayan elleri, takımın hücumdaki kısırlığını ortadan kaldırmak için en büyük koz oluyor. Bojan'ın daha hareketli hücumlarda hem oyun alanı genişliyor hem de çembere gidebilme avantajını kullanıyor. Kısalardaki bu durumlara ilave olarak, Mirsad-Vidmar ikilisinin sertlik ve ribaund katkısıyla birlikte Fenerbahçe, o çok kötü görüntüsünden sıyrılabiliyor. Özellikle Gist ve Oğuz'un aynı anda parkede yer almak durumunda olduğu bölümlerde pota altında koca bir kara delik oluşuyor ki buna tahammül, tribünde ya da ekran karşısında da oldukça zor oluyor.

Fenerbahçe için 2 maç önce "çok kötü" diyorduk, tüm dünya değişmiş değil elbette. Ama kötü günler için sakladığımız "Bu takım, bu kadar kötü olamaz" mazeretini şu günlerde kullanabiliriz. Misal, Beşiktaş maçı da çok iyi geçmedi ve kaybedilmenin kıyısından geçildi ama tabela, oyuncuların şu anda belki de en çok ihtiyaçları olan şeyi, yani özgüveni onlara kazandırdı. Özgüven demişken, James Gist'i ve belki de Oğuz'u hariç tutmak ve onlara ayrı bir yazı ithaf etmek lazım. Milano deplasmanında da kısaların bıraktığı yerden devam edeceğini ve Tomas'ın da son maçta dinlendirildiğini varsayarak, Fenerbahçe için yine belirleyici yerin pota altındaki mücadele olacağını düşünüyorum. Hairston'un dönüşü ve 'tutmuş' gözüken Bremer aşısıyla birlikte Sarı-Lacivert'in, bir Rocca faciasına daha izin verme lüksü yok. Top 16'da 67 sayının üstünü göremeyen İtalyan temsilcisinden 70 ve üzeri yiyene, bizzat Bertomeu'nun plaket vereceği söyleniyor. 

Fenerbahçe ilk turu, Caja Laboral'e iki kez mağlup olup evinde Bilbao'nun yanına dahi yaklaşamadan kaybederek 'lider' bitirmişti. Top 16'da da en kötülerden biriyken, bir yabancısını kadro dışı bırakmış, bir yabancısı sakatlıklar nedeniyle topal (Tomas), diğeri de basketbol zekası nedeniyle kör (Gist) olan Fenerbahçe mucizevi Kazan maçıyla Top 8 kapılarını araladı. Hakikaten çok enteresan bir sezon geçiriyor takım. Elbette üst tur için yalnızca kazanmak yetmiyor, Panathinaikos'umuzun da Rusya'dan güzel haberler göndermesi lazım. Ancak üstüne düşeni yapabilmesi için Fenerbahçe'yi zorlu bir görev bekliyor. 2 maçlık kıpırdanma, öyle ya da böyle, son 8 ile taçlandırılırsa, birçok yaraya merhem olur. Takım için "ama..." ile başlayan çokça cümle kurulabilir, ama öncelikle bu sezonun minimum hasarla bitmesi lazım.

Ben PAO maçına bakmıyorum, önce İtalya. Zor maç ve kimse İtalyan takımının maçı altın tepside vermesini beklemesin. Bu tip takımlar işine bakar; maçını oynar, parke dışında da önümüzdeki senelerin planlamasını yapar. Dün İtalyan sitelerinde çıkan "Milano, Erazem Lorbek ile ilgileniyor" haberlerini de satır arasında da olsa geçmiş olalım. Fenerbahçe açısından son haftaya heyecanı taşımak önemliydi, bu oldu. Fazlası olur mu? İtalya'dan ilk turun son maçında istediğini alabilen takım, yine aynısını başarabilir mi? Başlığın cevabını almamıza 2 gün kaldı. Bence zor duruyor. Hatta şunu da itiraf edeyim; pis bir Fenerbahçeli olmasam, bu takımın şu haliyle Top 8'i hak edip etmediğini de sorgulayabilirdim. Ama çaktırmayın, nasıl olsa biz bizeyiz...

6 yorum:

  1. Olur İlker abi, olur..

    YanıtlaSil
  2. Formalar terlesin, kaşlar açılsın da varsın olmasın !
    Saygılarımla Ertan Ürkmez

    YanıtlaSil
  3. Yapmayın Allah aşkına... Fenerbahçe'nin en büyük freni Spahia. Takım resmen 20-30 yıl önceki basketbolü oynuyor. Çağdaş baskeboldan eser yok. Tanjeviç'in çok günahını almışız. O'nun bir yardımcısı vardı, Spahia'ya 5 çeker... Yönetim de hala seyrediyor...

    YanıtlaSil
  4. İyi güzel yazmışsınız da asla kabul edemediğim bir şey oldu dün. Yok koç Vidmar'ı niye unutmuş, yok switch işe yaramamış ama ısrar edilmiş, yok savunma dökülmüş falan hepsi tamam... hücumdaki acizlik vs. de tamam. Gist'e nasıl katlanıyoruz, o inanılmz lise seviyesi hataları falan hepsini geçtim. Bunlar zaten sezonun genelinde olan problemler...

    Ya son maçı oynuyorlar. Sezonun belki de en önemli maçı... nasıl bu kadar isteksiz oynayabilirler ya? Nedir sorun? Sistemi falan geçtim artık. Mücadelenin ucunu bile görmedik ya.

    Bu nasıl olur, anlayamıyorum işte? Oraya bizim ligden herhangi bir takımı koyun ve başlarına da herhangi bir koçu...şartlar aynı olsun. Mümkün değil ki mücadele etmesinler.

    İşin basketbol kısmı için yapılacak çok eleştiri var ama bu isteksizliği kabul etmek mümkün değil. İnanılmaz hayal kırıklığına uğradım. Maç kaybedilebilir her zaman da bu kadar hayati maçta, bu ruhsuzluk kabul edilemez.

    YanıtlaSil
  5. İyi ki olmadı Spahija'nın takımı ne duruma soktuğuınu anlayamayanlar artık anladılar ama o zamanalr dediğim gibi çok geç olackatı ve oldu.

    Bu arada guruptan çıkmayı kesinlikle kazan haketti.

    YanıtlaSil
  6. Onumuzdeki sezon icin sabahten beri (3 Mart) sosyal medyada Dusan Ivkovic'in ismi geciyor bu arada, bu olayin dogrulugu nedir, yoksa sadece dedikodu mu?

    YanıtlaSil