13 Aralık 2011 Salı

Bilbao Maç Önü

Fenerbahçe için sezonun en kritik maçı. Bu cümleyi sanırım Olympiakos maçı öncesi de kurmuştum ama tekrarlamakta sakınca yok, Cantu maçından önce de tekrar kullanırız. Rakip, ilk maçta deplasmanda mağlup edilen Bask temsilcisi Bilbao. Giriş cümlesi onlar için de kullanılabilir, hatta asıl onlar için kullanmak lazım. Ne yapar, ne eder bu iki takım; bakalım:
***
Araya yoğunluk girdi, blogu Olympiakos maç önünde bırakıp buralara kadar geldik. Üzerinden 2 maç geçti, Fenerbahçe daha iyi duruma geldi ama biz yazamadık. 2-3 hafta öncesine göre daha yakışıklı bir takım var elde. Thabo gitti ama Marko döneyazdı, takım da İsviçreli bilimadamı yokken oynadığı kritik Nancy maçını kazandı. Artık Curtis'e tribünden ya da televizyonlardan bakan gözler "O kadar da kötü değil, ha?" demeye başladı; Bojan için "ısınıyor", James için "Biraz daha oyunu öğrense..." deniyor. İhtiyaç da buydu zaten; karşılıklı iyi işler olunca, sinirler biraz daha yatıştı, 'sabır' kelimesi hatırlandı ve anlam kazandı.
***
Nancy galibiyeti bana göre fazla küçümsendi, çünkü 'iyi' değil ama 'doğru' oynayarak kazanılmıştı. Takımın doğru oynamayı öğrenmesi bana göre oldukça önemli bir alışkanlık, tam da "alışkanlıklarımızı kaybediyoruz" demeye başladığımız dönemde üstelik... Geriye dönüp baktığında "Kim iyi oynamıştı?" sorusuna cevap olarak 2-3 isim anca bulmuşken EL'de herhangi bir deplasmanı (suni de olsa) 20 farkla geçmek önemlidir. Fenerbahçe zorlu bir virajı döndü, şimdi en keskini geliyor. Bilbao, kadro olarak belki de grubun en tehlikeli takımı, sene başında zaten bunu yazmıştık. Bu yakıştırmayı hak edecek bir giriş yapsalar da, Nancy deplasmanında başlamak üzere bir sallantı dönemine girdiler, halen de tam olarak bellerini doğrultamadılar. İsimler iyi ve tecrübeli, taraftar desteği muazzam, organizasyon başarılı ama EL oynamak sahiden de kolay değil. Bir türlü, o büyük maçları kazanan, büyük takım kimliğine kavuşamadılar. Mavroeidis ve Hervelle ikilisi sakatlıktan dönse de, taşları da tamamen yerli yerine oturtamadılar. Ve son, belki de en ölümcül darbeyi de, geçtiğimiz hafta Basile'den yediler...
***
Önce bir saygı duruşu, 10 sene bu seviyelere gelen Bilbao'ya takdir ve teşekkür verelim (daha önce defalarca bahsedildiği için tekrardan uzun uzun anlatmıyorum hikayelerini). Bilbao, bu sene için tam bir deplasman fakiri konumunda. EL'de 4 deplasman maçında yalnızca 1 galibiyetleri var, zaten buraya gelirken de verdikleri tüm demeçlerde "Caja Laboral deplasmanında olduğu gibi..." ile başlayan cümleler kuruyorlar. Bu maç, ellerindeki avuçlarındaki yegane avuntu, zira ACB'de de 5 deplasman (Alicante, Barcelona, Manresa, Gran Canaria, Fuenlabrada) maçında, üstelik 77 sayı ve üzeri yiyerek kaybettiler. Maçların kırılma anlarını, Yunan koç Katsikaris'in ekibinin oldukça kötü oynadığını gördük ki Bilbao'daki ilk maç da bunun en güzel göstergesi oldu. Hatta Yunanistan'daki Olympiakos ve geçen haftaki Cantu maçları da böyle kaybedildi. Hem EL'de hem de ACB'de, deplasmanda maç kazanmak ciddi karakter ister, zordur; zorlandılar.
***
Fenerbahçe'ye göre daha geniş bir rotasyonla mücadele ediyorlar. Jackson'un top hakimiyeti ve tempoyu yükseltebilme becerisi ortalamanın oldukça üzerinde. Janis Blums, ilk maçta Fenerbahçe'nin canını yakmayan ancak ciddi şut tehdidi oluşturan bir oyuncu. Savunma konsantrasyonunun üzerinden eksildği anlarda, anlık patlamalarla kritik skor katkısı yapabilir ki ben bu kategoriye, Yunan oyuncu Vasiliadis'i de ekliyorum. Mumbru bu takımın bayrak oyuncularından biri; inatçı, mücadeleci, pis herifin teki (Gözler onu Barcelona formasıyla hatırlamak istiyor ama Grimau da "inat" ve "mücadele" denmişken, anılmalı). Eski Real Madridli, Marko Banic ile birlikte bu takımın en önemli kozlarından biri. Banic, 7. sezonuna girdiği Bilbao kariyerinde, artık bu takımın sembolü olmuş durumda. Hırvat oyuncu belki çok atlet değil ama bir 4 numarada aranabilecek hemen her özelliğe sahip. Mücadele eder, ribaund çeker, inatçıdır, çember altını karıştırır, potadan uzaklaştığında da tehlikedir, maç kazandırır. Hani şu ana kadar saydığımız isimler içerisinden Jackson-Mumbru-Banic üçlüsünü bir kenara ayırıyorsak, oraya Fischer'i de eklemek lazım. Türünün Avrupa basketbolundaki son örneklerinden Fischer, çabuk ayakları ve uzun kollarıyla, Fenerbahçe pota altını üzmeye aday. Yaşadıkları sakatlıklar sonrası, önceki senelerdeki performanslarından uzak olsalar da Hervelle ve Mavroeidis de kadro tanıtılırken es geçilmemeli.
***
Bilbao için kendimizce belli ipuçları verdik, toparlayalım. İyi bir kadro, 'mücadele' anahtar kelimelerden biri onlar için. Tempoyu seven bir guardları ve zor işleri seven Mumbru-Banic gibi oyuncuları var; pota altında da Fischer gibi sevmediğimiz tipte bir uzunları... Eğer ritm bulmalarına izin verirseniz Blums da, Vasiliadis de, hatta Mumbru ve Raul Lopez de sokar, yani azar. En önemli defoları top kaybı potansiyelleri ve maçın kritik dönemlerinde bozulabilmeleri. Ve tabii, her ne kadar halen sorunlu olsa da, Fenerbahçe'nin takım olarka EL tecrübesinin, birçok eski Real Madrid oyuncusunu kadrosunda bulunduran Bilbao'dan daha fazla olması... Fenerbahçe birkaç maçtır, işin mücadele bacağında geri adım atmıyor; yine, en kötü ihtimalle bundan ödün vermemeli. Rakibi azdıracak ve morallendirecek maç içi düşüşler, böyle bir takıma karşı çok daha ölümcül olabilir. Bilbao Olympiakos'a da benzemez, geriye düşse de maçın içinde kalabilir; maç sonuna kadar bu söylediklerimiz geçerli. Sefolosha'nın yokluğu, bu maç için daha can sıkıcı olabilir. Banic ve Fischer'in üzerindeki savunmalar belirleyici, maçın kilit bölgesi pota altı olur. Galibiyet halinde derin nefes alınır, İtalya'ya liderlik için gidilir; kayıp, bir çuval inciri berbat eder.
***
Rakip kaybederse yolcu, bağlasan durmaz. Bunun için ölüm-kalım maçı olarak oynayacaklar, hakemlerin de onları çok üzeceğini sanmam. "Hakemlere dikkat" demiyorum, lakin oyunun içinde kalmak oldukça önemli. Bu nedenle taraftara çok, ama çok, ama çok, ama çok... İş düşer.

6 yorum:

  1. üstad bir ara cantunun nasıl ikinci olup da top 16 yı garantilediğini ve bizim de 1. olup nasıl garantileyemediğimizi de izah eder misin?

    YanıtlaSil
  2. cantu bılbao maclarının 2sınıde kazanıp ıkılı averajda onde oldugu ıcın ust tura cıkmayı garantıledıler bız henuz bılbao yla ıkıncı macı yapmadıgımızdan henuz garantıleyemedık

    YanıtlaSil
  3. Cantu şu an 5.ve 6.durumda bulanan Bilbao ve Nancy'nin hem 2 galibiyet önünde,hem de ikili&üçlü averajda onlardan üstün.Biz daha Bilbao ile işimizi bitirmedik

    YanıtlaSil
  4. Bahis yönünde ne düşünüyorsun? Fenerbahçe handikaplı kazanırmı yoksa ALT mı daha mantıklı?

    YanıtlaSil
  5. İzmirde Ertuğrul hocaya sordum takımın galibiyetlere inancının tam olduğunu söyledi. lider çıkcağımıza çok inanıyolarmış. düşe kalka başladık şimdi liderlik için savaşıyoruz. takım inanıyo, teknik ekip inanıyo umarım taraftar da inanır ve güzel bi atmosfer yaratır..

    YanıtlaSil
  6. hem de ikili&üçlü averajda onlardan üstün.Biz daha Bilbao ile işimizi bitirmedik

    YanıtlaSil