Bulabildiğim en ideal başlık bu oldu. Fenerbahçe bugüne dek kazanır ya da kaybederken, ağızlarda hep, bozulmaya yüz tutmuş yiyecektadı bırakıyordu. Önce Cantu maçında mücadele kaynaklı galibiyet ve şimdi de Bask topraklarında dönem dönem, hatta sonuca erişmese de uzun süreli olumlu sinyaller... Yağmurlu havada yayın yapan Digitürk gibi Spahija'nın takımı, yayın sürekli gidip gidip geliyor; ya yağmur kesilecek ya da çözüm bulunacak. Maç kaybedildi, grupta işler de karışık ancak bu sefer klavye başına çok keyifsiz geçmiyorum.
***
Fenerbahçe, son bölüm hariç, iyi bir deplasman maçı oynadı. Biliyorsunuz (ya da en azından bu saatten sonra bileceğinizi umuyorum), Fenerbahçe maçlarından önce ya da sonra, Fenerbasket ekibi ile amatör bir radyo yayını girişimimiz var. Bu hafta hem orada, hem de maç arası sohbette bizim Fatih'e "Biz, C.Laboral'den daha iyi takımız" dedim, 2 maçı da kaybetmiş olmamıza rağmen aynı görüşteyim. Dedim ya, 'iyi' bir deplasman maçıydı, çoğu anında 'doğru' da oynandı ama son bölüm performansına ve takım olarak bu maçları kazanma alışkanlığının henüz edinilememesine yenik düşüldü.
***
Caja Laboral iyi bir takım, sene başında karşılaştığımız Caja Laboral'den de farklılar açıkçası. Ligde üst üste dört maç kazanarak, EL'de de son Bilbao maçıyla birlikte 'kaybetme hakları'nı doldurmuş bir halde Fenerbahçe karşısına çıktılar. Uzunları da dahil olmak üzere hemen hemen tüm oyuncularının şut tehdidi olması en büyük avantajları. Teletovic zaten malum, Milko Bjelica çok sert bir uzun olmamasına rağmen potadan uzaklaşsa da tehlikeli, Seraphin de faul çizgisi civarına kadar sürekli tetikte olmanız gereken bir uzun. Oleson, Prigioni ve San Emeterio derken Caja Laboral, gerçekten ciddi skor opsiyonları olan bir takım hüvviyetinde. Fenerbahçe bu maçta, aslında korkulması gereken hemen hemen tüm oyuncuları tahammül sınırları içerisinde tuttu ve doğru savundu. Rakibin tüm 'vurup geçme' ya da 'geri gelme' hamlelerine başarıyla karşılık verdi ki rakip, özellikle son çeyrekte üçer üçer saydı. 'Korkulması gereken' dedik ama bir isim dışarıda kaldı, bir isim de ekstra katkı verdi; San Emeterio ve Milko Bjelica maçı alıp götürdü. İstanbul'daki maçı içeriden kaybetmişken bu sefer orayı iyi savundu ama dışarıdan vuruldu, korkunç bir yüzdeye yenik düştü. Teletovic, Bjelica, San Emeterio, Oleson, Prigioni; hepsi dışarıdan vurdu. 32 iki sayılık atış girişiminde bulunan rakip, üç sayı denemesi olarak '32' sayısını gördü, bulduğu 14 isabet ve kritik anlarda topladığı hücum ribaundlarıyla da direnci kırdı.
***
San Emeterio ayrı bir paragrafı hak ediyor, çok özel bir oyuncu. Her şeyi yapan ama hiç göze batmayan, takım içinde bulunmasını isteyeceğiniz en önemli taşlardan biri. Kızım yok ve San Emeterio da çok çirkin ama şu cümleyi rahatlıkla söyleyebiliyorum: Kızım olsa San Emeterio'ya verirdim. Perşembe gecesini Fenerbahçe için karartan isim oldu, özellikle son bölümü müthiş oynadı, takdiri hak etti. Bir yerden parayı vursam, Diamantidis ile ikisine Fenerbahçe forması giydirmek istiyorum, çalışmalarım sürüyor (bağışlar için IBAN: 38798745648576945697).
***
Fenerbahçe'de bireysel olarak Curtis'in performansı ve Bojan'ın pasını atma girişimleri önemliydi. Roko Ukic'in durumunu tekrar etmeye gerek duymadan 'olumsuz notlar' kısmına James Gist ve Emir Preldzic'i eklemek lazım. Bu dört oyuncu hakkında 'iyiler' ve 'kötüler' olarak iki ayrı paragrafta biraz konuşalım:
***
Curtis'i sene başında en çok, kendisinden beklediğimiz (topa baskı başta olmak üzere) savunma sertliğini gösterememek ve çembere gitmekten geri adım atmakla suçluyorduk. Caja Laboral maçında ikisini de iyi yaptı. Curtis enteresan oyuncu, bu tip maçları iyi oynama potansiyeli var zira dünya yansa umrunda değil, kırılıp bozulmuyor. Hani ekstra işlere ihtiyacın olduğu zaman da şapkadan çıkan tavşan misali belirebiliyor. Fenerbahçe gibi, hücumda çarkların çok iyi işlemediği bir takımda da, (çoğu zaman kontrolsüz olsa da) delicilik özelliği, rakip savunmanın dengesini bozma adına oldukça önemli oluyor. Caja Laboral karşısında bekleneni hatta fazlasını verdi, Bilbao deplasmanından farklı olarak bu, galibiyete yetmedi. Bojan'da ise ciddi kıpırdanma var ki zaten olmak zorunda. Bu hafta belki de en verimli maçını oynadı, olması beklendiği gibi 'güvenilir bilek' rolüne büründü. Daha fazlasını da verebilecek hatta vermesi gereken bir oyuncu, takımdaki dişliler daha iyi işlemeye başladığında bu da olacaktır.
***
'Kötüler' kısmında Emir'in sıkıntısının tek maçlık olduğunu düşünmek istiyorum. Ancak Emir'den, artık EL seviyesinde 'üst düzey oyuncu'ödülünü almasını bekliyoruz; sınavları verdi ama belgeyi teslim almaya gelmiyor, olmuyor. Emir fark yaratmalı, koç da onu bu şekilde kullanabilmeli. Eğer Emir varken Bojan, Bojan varken Emir yoksa, bu sıkıntı olur. İlk Caja Laboral maçında ikisi de yoktu, bu maçta ise Emir yoktu... Hani Spahija maçtan sonra "istikrar" demiş ya, ben de diyorum işte... Son ve en ciddi not Gist'e; "oyun kurucu kaynaklı sorunlar belki de en çok onu etkiliyor" diyorduk ama oyunun iki yönünde de ciddi şekilde sırıtıyor. Oyun aklı ve bilgisi, ortalamanın oldukça altında olması çok ciddi dezavantaj. Yontacağız, şekil vereceğiz ancak sancıları can yakıyor.
***
Fenerbahçe pota altında birkaç maçtır Oğuz-Gappy ikilisinden istediğini alıyor. Biri atıyor, diğeri tutuyor. Thabo varken dört numara için Thabo-Gist ikilisini kullanıp Kaya'yı bir adım geriye gönderiyor (ki burada hiç kullanmadı), 4-5 rotasyonunu ayakta tutuyor. Marko Tomas geldiğinde, bugünkü dört kısalı sistemde Thabo'dan aldığını Marko'dan alabilecek Spahija; Marko o işi yapar. Uzun soluklu ve sağlıklı çözüm değil dört kısa ama en azından o silahı elinde var, dönem dönem kullanabilir ve kullanıyor da... Roko sadece fiziksel olarak değil, mental olarak da güçlü bir oyuncu değil; durumunu biliyor ve bu onu daha çok bozuyor. Biz onu bekliyoruz, o bizi bekliyor, Fenerbahçe bekliyor. O olmadan bu takım için ne yazıp çizsek boş, onun için halen, Roko Ukic'in dönüşünü bekliyoruz. Engin, Marko ve Mirsad da düşünülürse, bu takım için Top-16'ya kadar ne yazarsak yazalım, bizim için de 'hazırlık yazıları' olmaktan öteye gitmeyecek.
***
Özetle; Fenerbahçe kaybetti, olumlu notları kadar olumsuz notları da oldu ama önceki maçlara göre daha umut verici bir görüntü çizdi. Grupta işler çok karışık ancak ben Fenerbahçe'den, kalan dört maç içerisinde en fazla bir mağlubiyet almasını bekliyorum, orada da en çekindiğim rakip Bilbao (evet, iki deplasmandan galibiyetle dönmeyi daha olası görüyorum). Yine de çok ama çok kritik, bir anda bütün yazılıp çizilenleri değiştirebilecek bir Olympiakos maçı var önümüzde. Önce onu geçelim, sonra tekrar konuşuruz. Grupta 1. sıra çok zor v artık yalnızca bizim elimizde değil ama 2. sıra hedef olabilir; tabii o hedefe giderken dışarıda kalmamak da gerekir.
***
Not: Maç biteli 2 gün olmuş, forumlar ve basketbol siteleri dolup taşmış; hala daha skoru bilmiyor, istatistik kağıdını arıyorsunuz sizi Allah kurtarsın diyor, yine de şurada paylaşıyorum.

0 yorum:
Yorum Gönder