Lokavt bitiyor, giden gidiyor; giden gitmeden, kalıcı olanlardan şu ana dek göze batan dört oyuncu hakkında kısa da olsa bir şeyler karalayalım. Vakit olursa liste genişler, 'lokavt çocukları' hakkında da yazmak lazım aslında. Neyse, bizim dörtlü şu arkadaşlar:
Jaycee Carroll: Gran Canaria'da 2 sene üst üste rüştünü ispat ettikten sonra bir sonraki adımı bekliyordu, bu fırsatı da Real Madrid'de buldu. Rudy Fernandez'in de yer aldığı bol skor opsiyonlu takımda, kendi adıma, bir parça daha sakin bir sezon geçirmesini bekliyordum ancak o, takımın en güvenilir bileği olmayı başardı. Skor üretmek için doğmuş, özellikle lokavt bitiminde Fernandez sonrası Real'in nereye kadar gidebileceği konusunda belirleyici olacak isimlerden biri Carroll. Yanında ve takımda daha düzenli bir oyun kurucu bulabilse tadından yenmezdi ancak şu haliyle de EL'nin sivrilenlerinden biri konumunda. Gran Canaria'dayken yolunun ülkemize düşmesini çok dilemiştim ama olmadı, bu saatten sonra da kolay değil; 2. bir Louis Bullock sürekliliği yakalayabilir orada...
Milan Macvan: Yugoslav topraklarından o coğrafya dışına açılan birçok isim oldu ve oluyor. Bir kısmı potansiyelinin hakkını veriyor, bir kısmı silinip gitmeye ya da vasat isimler olmaya doğru yelken açıyor, aralarından bazıları da doğru zamanda doğru yere giderek beklentileri aşabiliyor. Macvan, tıpkı Teodosic ve Keselj gibi 'büyük potansiyel' grubundayken ve Hemofarm'dan sonraki durağı merakla beklenirken biraz da riskli bir tercih yapıp kendisini İsrail'de buldu. Teodosic, o bahsettiğim gruplardan ilkinde yer aldı, yani potansiyelinin hakkını verdi. Keselj şimdilik vasatı geçememe yolunda süratle ilerliyor, Macvan da 'doğru zamanda doğru yer' grubuna terfi etmiş durumda. Perkins-Pargo-Eidson'lu kadroda, Sofoklis dişlisi de bu sene olduğundan çok daha iyi işlerken orada ilk adımı istediği gibi olmadı, bu sene başında da Maccabi tarafından Partizan'a kiralandı. Arada o 1 seneye yakın kayıp hiç olmamış gibi Macvan, Hemofarm'da nasıl hatırlıyorsak öyle devam etmeye, Pekovic ile de muazzam bir ikili oluşturmaya başladı. Gösterişsiz ama son derece faydalı, içeriden ya da dışarıdan, üstelik buram buram oyun zekası kokan basketboluyla Partizan'ın en önemli isimlerinden biri oldu. Pekovic sonrası partneri Raduljica olacak çoğunlukla ve sırtı şu anda olduğu kadar güvende olmayacak; gruptan çıkamamaları da muhtemel ancak Macvan'a tekrar Sırbistan havası yaradı diyebiliriz.
Henry Domercant: Hakkında dün uzun uzun yazdım, birçok şey tekrar olacağı için girmiyorum. Birçok takım gezip oyununa farklı özellikler ekledikten sonra belki de EL seviyesinde ilk defa bir takımın 'asıl adamı' olmayı başardı ve işin önemli tarafı, bunu yaparken aynı zamanda 'maç kazandıran' isim de olabilmesi. Şu anda Kazan, beklentilerin üstüne çıkmış durumda, bunda da en büyük pay sahibi bana göre Domercant. Kariyerinin son çeyreğine girilirken böyle bir takım yakalaması ya da böyle bir takımın ona sahip olması büyük şans; Domercant'ın bu sene yaptıkları hatırlanmaya aday, en azından benim açımdan.
Akin Akingbala: 'Akın Akın Anadolu' diye bir program vardı vakti zamanında, anlamsız bir şekilde aklıma her telaffuzda o geliyor. Nijeryalı oyuncu, Batum'un gölgesinde gibi görünse de aslında oldukça önemli işler yapıyor Nancy'de. Elbette Fransız temsilcisinin Batum sonrası durumu tüm takım ve onun için de söylenebilecekleri değiştirecektir ama yine de bu senenin sivrilen isimlerinden biri olmayı başardı. 2008 sonundan itibaren formasını giydiği Nancy'de bugüne dek, böyle bir sıçrama yapamamıştı. Fiziksel özellikleri itibariyle de oldukça kıymetli bir uzun konumunda, iyi kullanılması onu pota altında durdurulması oldukça tehlikeli bir oyuncu yapıyor. Batum sonrası o ve Nancy tepetaklak gider mi bilinmez ama Fransa basketbolunun uzun süredir EL seviyesinde renk verebilen böyle bir takımı yoktu; Akingbala ve hatta Moerman da Batum ile birlikte bu rengin önemli bir parçası oldu.

Katiliyorum, bir de bence sakatlanmasa kinsey de girerdi listeye
YanıtlaSil