Aslında onlarla tanışıklığımız 98-99 sezonunda başlıyor, uzun süredir EL'de mücadele edilse de hiçbir zaman o 'Dream Team'in tadı damaklardan silinmedi, o sene karşılaşılan rakiplerin de öyle... O zamanlar Bask ekibinin sponsoru 'Tau Ceramica' idi, biz de öyle tanıdık kendilerini. Çok üst düzey bir takım değillerdi ama Angulo, Juan Espil, Rusconi, Beric, Elmet Bennett, hatta Garbajosa vardı kadrolarında... İspanya'da kaybedip İstanbul'da kazanmıştık, sonra bizden sekip ikinci turda Efes'e gitmişlerdi; maceraları da orada bitmişti...
Güzel takımdı Tau Ceramica, orada tanıdık ve sevdik, sonrası zaten hemen herkes için çok tanıdık, 90'ların sonunda muazzam bir çıkış ve istikrar... Özellikle Güney Amerika pazarını tüm Avrupa'da belki de en iyi kullanan takım olarak sivrildiler; Nocioni, Scola, Prigioni ve Splitter gibi üst düzey oyunculara forma verip sivrilttiler. Yalnızca Güney Amerika nüfusundan bahsetmek doğru olmaz, ciddi bir Yugo kültürleri de olduğunu belirtmek gerek. Çok önemli oyuncular bu takımın formasını giydi, tek tek saymaya zaman yetmez. Ama tanıdık yüzlerden Rakocevic ve şu anda Fenerbahçe forması giyen Ukic de bunlardan bazıları (Tomasevic, Macijauskas, Calderon, Drobnjak vs., isimleri bulunsun). Parantez açıp, Kaya'nın da bu formayı giydiğini belirtiyor, parantezi kapatıyorum. Yaptıkları ve bunları nasıl başardıkları takdire değer, aynı zamanda (aslında birçok İspanyol takımı için bu geçerli ama) arkalarında da çok sadık ve bir o kadar da basketbolu bilen, iç saha avantajını çok iyi kullanmalarını sağlayan bir taraftar desteği de söz konusu...
İyi bir takım, iyi bir organizasyon, iyi bir akademi Bask ekibi. Yakın dönemde de sıklıkla karşı karşıya geldik. Splitter-Rakocevic ikilisini kaybettikleri 2009 senesinden sonra eskisi kadar lezzetli takım olamadılar desem yeridir; bunu Huertas ve San Emeterio gibi oyuncuların varlığına ve elde edilen 2010 yılındaki şampiyonluğa rağmen söylemek garip gelebilir ama bu gözlerin gördüğü durum budur. Yine de Caja Laboral'in, her şeyden önce, kocaman ve saygı duyulması gereken bir EL kültürü ve geçmişi var.
Mevcuttaki kadrolarına bakınca, aslında uzun yıllar en büyük kozları olan uzun oyuncu gücünü yitirdiklerini görüyoruz. Sene sonunda Efes'e Batista-Barac ikilisini kaptırmaları bunun en büyük nedeni elbette ama, uzun oyuncularla oynamayı muazzam başarabilen Huertas'ın kaybı da, eski dost Prigioni'nin gelişine rağmen bunda bir faktör. Şu anda eldeki oyuncuların da sorunlu olmaları (Seraphin hem lokavt oyuncusu hem de koçla problem yaşıyor, Dorsey de sakat) Ivanovic'in elini iyice zayıflatıyor. Teletovic'e çok yük biniyor, Milko Bjelica da oldukça yumuşak bir oyuncu. Uzun lafın kısası, Caja Laboral pota altı olarak belki de Fenerbahçe'den daha sorunlu (evet, cümleyi kurarken ben de garipsedim). Diğer önemli bir konu da Rakocevic sonrası oraya bir atıcı koyamamaları. Ne doktorlar, ne mühendisler ile bunu deneseler de ilaç olmadı; Logan, C.English ve Brad Oleson bu isimlerden bazıları ancak bir türlü olmadı. Sezona iyi giren Oleson halen o istikrardan ve o güveni vermekten uzak, Reggie Williams sakatlık sorunu yaşıyor, dolayısıyla Bask ekibinin bu parçası da pek sağlıklı işlemiyor. Henüz taşlar tam olarak yerine oturmamış durumda onlarda, hele ki yukarıda bahsettiğimiz sorunları yaşarlarken, bu seviyede bir takımı yakalamak ciddi şans.
Temel sorunlardan bahsettik ama önemli artılarının da altını çizmek gerek. 'Artı' demişken, ilk olarak elbette San Emeterio geliyor. İspanyol oyuncu belki 'süper yıldız' olarak anılmıyor ama olsun, o, takımı için son derece kıymetli, her işi yapan isim. Takımın bayrak ve sembol oyuncusu konumunda. Her ne kadar kendisi hakkında sevimli duygular beslemesem de Teletovic, 20+ silahı cebinde olan bir oyuncu, hele ki Fenerbahçe gibi bu tip oyuncuları savunma konusunda sabıkalı takımlara karşı (2008'de İstanbul'da kaybedilen maçta bunu yapmıştı misal, özellikleüzerinde Kaya'nın olduğu dakikalara dikkat). Son not da potansiyelli ancak bu takımı 'asıl adamları' olarak anılmayan, lakin 'ekstra isim olma' konusunda sıkıntılı oyunculara gelsin: burada Pau Ribas, Nemanja Bjelica ve genç guard Heurtel'e dikkat.
Rakibin form durumu hakkında da not: Lig başında kupada Bilbao'yu deplasmanda geçip Barcelona'ya kaybettiler. Ligde ise geçtiğimiz hafta Zaragoza deplasmanında oldukça kötü bir oyunla farklı mağlup oldular. Ligde 3'te 2 yaptılar.
Fenerbahçe'nin mutlaka kazanması gerekiyor. Takımın ve yetkililerinin dilinde "EL'yi farklı oynayacağız" sözü düşmüyor, bakalım ne kadar gerçeklik payı var. O ışığı yakıyorlar aslında, hem ligde hem de oynanan kupa maçlarında dönem dönem ısırgan oldular, çok kısa dönemler de olsa... İşin savunma bacağında bir vites yukarı geçmeli takım, zaten genel olarak bu tipte oyunculardan kurulu bir ekip var; savunması yumuşak diye eleştirdiğimiz Bojan bile daha fazlasını verebilir, isterse. Ukic halen tam olarak hazır değil, Curtis'i de çok konuştuk. Dolayısıyla en sıkıntılı pozisyon orası gibi gözüküyor ama hepsi daha fazlasını verebilir. Vites arttırma konusunda ümitsiz olduğum tek isim Oğuz, onda da umarım yanılırım lakin çok kötü durumda. Bu maçta Fenerbahçe için anahtar kelime: istemek. Taraftarıyla, takımıyla, koçuyla... İsterse kazanır.

güzel analiz ama yanlış hatırlamıyorsam kaya'nın oradaki sezonunda,serkan erdoğna ve 1 aylık kiralık ender arslan'da forma giymişlerdi aynı anda?
YanıtlaSil