1 Ekim 2011 Cumartesi

Euroleague Ön Eleme Maçları

2 satır da burası için yazmazsam olmaz. İlk 2 gün maçlarında Galatasaray'ın tarafındaki maçların ASVEL-Gravelines parçalı ve göz ucuyla olmak kaydıyla tümünü izleme fırsatım oldu. Diğer tarafı sadece skor olarak takip edebildim ama fazlasına da gerek yoktu, zerre heyecan vermiyor zira...

G.Saray'ın tarafı oldukça zorlu, en azından o 8'li içerisinde nispeten daha kolay takımların olduğu 4'lünün arasından sıyrılarak Rytas'ın karşısına çıkmak durumunda olması Sarı-Kırmızılı ekibin şansı. PAOK felaket bir takım, hani kadrodaki isimlere bakınca "acaba zorlar mı?" diyorsun, sonuçta henüz sezon başı ve Mahmuti'nin ekibi de tam olarak istenen seviyede değil. Ancak PAOK o kadar dar ve bu seviyeler için o kadar sorunlu bir takım ki Galatasaray'ın düşük şut yüzdesi ve Yunan temsilcisinin soktuğu ekstra şutlar dahi maçın en fazla 2 çeyrek sürmesini sağlayabildi. Stiggers, Giannakidis ve JR. Giddens üçlüsünü hangi takıma koysan bozar, o derece... Sonuçta Galatasaray'ın ezip geçmesi gereken bir takımdı, öyle de oldu. Jamon Gordon (biz 'Jamon Lucas' diyorduk, hata ediyorduk) özellikle, mükemmel bir maç çıkardı, oyunun 2 yönünde de her şeyi yaptı. Hani bu topa girmemek lazım ama onun bu düzen takımı içinde varlığı ve bu oyunu Lakovic'i sorgulatıyor; yine de Sloven yıldızın verebileceklerini görmek için beklemek gerek, haksızlık etmeyelim. ASVEL daha derli toplu, daha tehlikeli, daha istikrarlı olma potansiyeli olan skorerlere sahip bir takım olsa da orada da ciddi avantajı var bizim ezeli rakibin. Yine de geçerler, Cibona-Rytas galibinin karşısına dikilirler...

Asıl iş diğer dörtlünün son ayağında, Cholet'i geçen Cibona ile Buducnost'u deviren Rytas'ın karşılaşmasında... Avrupa basketbolunun eski lezzetleri, Cibona, Olimpija ve Zalgiris gibi takımları severim ama Cholet'e ayrıca üzüldüm. Erman Kunter'in ekibi kadroyu yenilemek durumunda kaldı, bir de son anda Robert Hite'ı kaybetti. Zamana ihtiyaçları vardı ama EL'nin ekstra zaman tanıması söz konusu değildi. Battle, Parsons ve Byars gibi 'yeniler' tam olarak ısınmadan çıkılan bu maçların henüz ilk ayağında patladılar, evlerine döndüler. Zaten muazzam geçirdikleri sezonu saçma final sistemi nedeniyle tek maçta kaybederek hem şampiyonluk kupasını verdiler hem de EL'ye doğrudan katılımdan oldular, bir de burada ilk maçtan kaybetmeleri acı oldu. Cibona'nın galibiyetinde ise tanıdık isim Antwain Barbour başrol oynadı; Olimpija macerası sonrası Cedevita Zagreb'te kendini bulan Damjan Rudez'in katkısı da önemliydi.

Bu tarafın favorisi Rytas ise Buducnost'u geçerken pek de zorlanmadı. Buducnost için bir not, kaybeden takım olmalarına rağmen 94 doğumlu Nikola Ivanovic'in performansının altı çizilmeli. 90 doğumlu Nikola Vucevic zaten biliniyor ve buralarda kalıcı değil ancak Ivanovic, o topraklardan yetişmek üzere olan bir diğer önemli guard olarak sivriliyor. Kazanan tarafa dönecek olursak, Rytas da Galatasaray ile birlikte kadro seviyesi olarak EL'ye kalmayı hak eden takımlardan biri konumunda. Zaten takımın 6 ismi tanıdık, direkt olarak ülkemizde forma giymiş isimler. Onların avantajı ev sahibi olmaları, kadro derinliği olarak da G.Saray ile benzeşiyorlar. İki takımın da yarı finaldeki rakiplerini geçip finalde karşılaşmaları hem beklenti hem de büyük keyif vesilesi, zorlu ve güzel eşleşme olur-olacak.

Bugünkü maçlara Fenerbahçe gündemi nedeniyle ara veriyorum, yarın en heyecanlı kısımdan devam edeceğim. Galatasaray'ın olduğu tarafta sürpriz olmaz ve beklenen finali görürüz diye düşünüyorum, Charleroi tarafında ise soru işareti ALBA-Spirou Basket eşleşmesinde, Khimki'nin yolu belli. Bugün finallerin adı netleşsin, yarın daha heyecanlı ve keyifli olacak...

0 yorum:

Yorum Gönder