17 Ekim 2011 Pazartesi

Euroleague - D Grubu


Ülke basketbolseverleri için, Barcelona ve Siena'nın türlü fanteziler yapması beklenen bu grup, aslında G.Saray'ın Rytas'ı geçmesi ile birlikte değer kazandı. Sarı-Kırmızılı ekip için de ideal kura oldu aslında, her ne kadar önlerinde çok ciddi bir ikili olsa da üçüncülük hedefini yüksek sesle dillendirebildikleri bir 'altılı'da yer almak onlar adına kabul edilebilir olsa gerek...

Grubun net favorisi Barcelona, çok korkutucu gözüküyorlar. Mickeal'in dönüşü ve Eidson-Huertas takviyeleri ile birlikte rüya bir rotasyon kurdular: Huertas-Sada-Navarro-Eidson-Mickeal-Ingles-Rabaseda. Daha iyisi olur mu, nasıl olur, bilmiyorum. Haklarında uzun uzun yazmayacağım ama Rubio'dan sonra Huertas çok net 'upgrade', bunu belirtmek lazım. Artık takımın beyni ile organları arasındaki iletişim daha sağlıklı; aklın yapmak istediğini eller de yapabilir durumda. Buram buram tecrübe, buram buram kalite kokuyor bu takım; son derece oturmuş bir ekip olmaları da cabası. Kısalardaki takviyeleri yazdık, uzunlarda ise Morris çıktı, Wallace girdi; kafiyeli de hem... Salonun girişine "tek rakibim CSKA, biraz da PAO" yazmalarının önündeki tek engel koç Pascual ki o da ciddi engel aslında. Obradovic ya da Blatt gibi koçlar oradaki hamle üstünlüklerini kullanarak kadro farkını kapatıp avantaja dönüştürebilirler, dönüştürebiliyorlar. Yine de rakiplerin bu takımı "yenilebilir" göstermeye ihtiyacı var ki o da kolay değil, kazanmak istediği her maçı kazanabilecek bir takım havaları var. Bu hafta ligde Cajasol'e kaybettiler ama bahsettiğim sinyal için daha önemli, daha büyük bir maçta kaybetmeleri gerek; onlar kaybedene kadar halen en iyisi durumundalar, en azından bu grupta...

'Net favori'nin takipçisi Siena, aslında sene başı hamleleri ile bende soru işaretleri bırakmışlardı. Eze-Rakovic sonrası gelen Andersen hamlesi bol parıltılı ama farklı profildi. Stonerook, Carraretto ve Kaukenas gibi emekçilerin de yaş hanesinde 34 yazıyordu artık. McCalebb'in Makedonya ile destansı bir şampiyona geçirerek takıma dönmesi onların lehine en ciddi artı konumundaydı. Pianigiani tarafından Ulusal Takım kadrosuna alınmayan ancak İtalyan koçun Siena'da kendisinden yavaş yavaş verim almayı beklediği Aradori ve DaJuan Summers ise takıma gençlik takviyeleriydi. Zisis ve Lavrinovic kardeşlerin içi-dışı bir olanı ise takımda kaldı. Siena sezona alıştığımız gibi girdi, resmi maçlarda tulum çıkardı. Onların ne durumda olduklarını görmek için bir seviye yukarıdaki takımlara karşı performanslarını görmek gerekecek. Ama halen, EL'nin koç-takım bütünlüğü en yüksek olan ekiplerinden biri konumundalar ve uzun süredir, doğru işi yapma disiplinine sahipler. McCalebb'in varlığı çok önemli, Makedonya performansı sonrası belki de tüm gözler onun üzerinde. Andersen-Lavrinovic de son derece yakışıklı bir ikili. Bakalım Pianigiani'nin mutfağından daha pahalı malzemeyle neler çıkacak.

UNICS Kazan 'Rus' görünümlü 'kıta dışı' temsilcisi tadında, Pashutin'in ekibinde Kelly McCarty de dahil olmak üzere 5 tane Amerikalı oyuncu yer alıyor ki Avustralya vatandaşı Nathan Jawai ile bu sayı çoğaltılabilir. Kazan, bilindiği üzere geçen sezonun Eurocup şampiyonu ve burada olmayı o derecesine borçlu. Geçen sezonun kadrosundan Lampe ve Popovic 2 önemli kayıp olarak göze çarpıyor. Rusya içinden Domercant ve Wilkinson gibi 2 önemli takviye yaptılar, Savrasenko ve Jawai de pota altı güçlendirme denemeleri oldu. Son takviye Lynn Greer ise tanıdık ama 'tanıdık olmayasıca' yüzlerden biri; Amerikalı guardın Olympiakos sonrası kariyeri tepetaklak gidiyor, maalesef. Skor potansiyeli yüksek, ters bir takım Kazan. Sistemleri içerisinde Domercant-McCarty-Wilkinson-Jawai dörtlüsünün varlığı önemli, Greer-Lyday ikilisinden de ne çıkacağını bekleyip göreceğiz. Bu takımın yukarı gitme potansiyeli de var ama aynı şekilde hayal kırıklığı da yaratabilirler. G.Saray açısından baktığımızda asıl hedef takımı konumundalar.

Galatasaray da uzun uzun değerlendirdiğimiz takımlardan biri. EL'nin en iyi takımı olmayabilirler ama tüm bireyleriyle kesinlikle, EL'nin en aç takımlarından biri konumundalar. Onları öven bir yazı yazmıştık, belki EL'nin tazelerinden biri konumundalar ama Siena için bahsettiğimiz koç-takım uyumu onlar için de geçerli. Karşılaşabilecekleri en büyük sorun her ne kadar oyuncularının birçoğu tek tek buna sahip olsa da, takım olarak EL tecrübesinin uzağında olmalarıdır. EL, maalesef, bazen nasıl kaybettiğinizi anlamadan maç kaybedebileceğiniz, gerçekten çok farklı dengelerin konuştuğu bir organizasyon. Lakin Galatasaray'ın, özellikle iç sahada taraftar potansiyeliyle Avrupalı izleyicilere epey renkli görüntüler yaşatacağını düşünüyorum. Gruptan çıkmak ilk hedef, üçüncülük koltuğu ise mutluluk vesilesi olmalıdır.

Grubun son takımı Union Olimpija ve Prokom ise, diğer rakiplerine oranla seviye olarak geride gözüküyor. Prokom da Kazan gibi, EL'nin bünyesinde en çok Amerikalı oyuncu bulunduran takımlarından biri konumunda. Alonzo Gee ve Devin Brown'un sırtına yüklenmesi muhtemel, genç Donatas Motiejunas motivasyonu dışında konsantre olmanın, yazıp çizmenin zor olduğu bir takım konumundalar. Gruptan çıkmaları oldukça şaşırtıcı olur, isimlerini dibe yazarken elm hiç titremiyor açıkçası. Union Olimpija'nın ise bende muazzam sempati kredisi var. Kadronun oldukça sınırlı olduğu aşikar; önemli genç oyuncuları kadrolarında barındırsalar da böyle bir grupta üst tur için favori gösterilmeleri zor. Sasu Salin, Dino Muric, Davis Bertans ve Jaka Blazic gibi gençlerin önüne biraz daha kaliteli yabancılar koyabilselerdi (gerçi Salin ve Bertans da Sloven vatandaşı değiller)her şey daha güzel olabilirdi. Yabancılardan şimdilik Danny Green beklentileri karşılamış durumda; Fransa'dan gelen Woodside'dan beklentiler mutlaka daha yüksek ama şimdilik Capin'in katkısıyla orayı ayakta tutmaya çalışıyorlar. Salin ve Blazic, Bertans ve Muric ile birlikte çok genç ve dinamik bir kısa rotasyonu, üstüne dediğimi gibi Danny Green takviyesi var. Damir Markota isim olarak bu takımın en parıltılı oyuncusu, katkı olarak da benzer şeyleri bekliyorlar. Deon Thompson genç ve yine katkı beklenen isimlerden biri; Goran Jagodnik'in misyonu malum, Ratko Varda için ise "Hayırlara vesile" demekten öteye gidemiyorum.

Grupta ilk 2 için favoriler net, kendi içlerinde de Barcelona önde gözüküyor. 3-4 için en gerçekçi adaylar Kazan ve Galatasaray, onları rahatsız edecekse, daha kısıtlı bütçeye ve mütevazi yabancılara rağmen Olimpija eder diye düşünüyorum. Prokom'u sevmiyorum, babasını da sevmezdim.

0 yorum:

Yorum Gönder