1 Ocak 2011 Cumartesi

Efsanenin Transferi

Ayakları artık yavaş, yaş 34, son 2 seneyi çok çok iyi geçirmemiş... Millet olarak önce kötüyü görüp dillendirmeye alıştığımız, hatta bunu yaparken de mübalağa sanatından faydalanmayı fazlasıyla sevdiğimiz için Sarunas Jasikevicius transferine dudak bükenler göze çarpıyor; biz de kendilerine sert bir şekilde çarparak yazıya başlayalım. Bayanlar-baylar, bu adam efsanedir; lafınızı bilin, adam gibi konuşun, insanı sinirlendirmeyin!! Yok, bu kadar giderli bir girişe de gerek yok ama gerçekten bu transferin kıymetini bilmek gerek. Başlayalım bakalım bilmeye...

Kendisinin basketbol geçmişini anlatmak anlamsız, EL'nin gelmiş geçmiş en iyi oyuncuları arasında onun ismini saymayan yoktur. Burada bakılması gereken en önemli nokta gelişi ve geliş nedeni... Fenerbahçe'ye uzun süredir birçok guard önerildiğini (isim olmasa bile böyle bir sunumun olduğunu) biliyorduk, Litvanyalı yıldızın da bu isimler arasında olduğunu öğrendik. Jasikevicius'un Fenerbahçe'ye önerilmesi, kendisinin Fenerbahçe'de forma giymek istemesi azımsanmayacak derecede kıymetli şeyler. Yaşına başına bakmayın, bu adam Rytas'ta devam edebilirdi; "eskisi gibi değil" denilen Saras, Rytas'ı Top 16'ya taşıyan isimlerinde belki de başında geldi. Gayet ülkesinde kalabilir, Rytas'ta sezonu tamamlayabilirdi ama o, daha önce defalarca yer aldığı F4'e ulaşma ihtimali, en azından böyle bir niyeti olan bir takıma geçiş yapmayı istedi. 1 Barcelona, 2 Maccabi, 1 de Panathinaikos ile olmak üzere 4 EL şampiyonluğu olan bir oyuncunun 34 yaşında halen bu sayıyı arttırmaya çalışması fazlasıyla takdir edilmesi gereken bir konu ve Fenerbahçe açısından da önemli bir ışıktır. Jasikevicius cephesinde maddiyat kaygısından daha öncelikli şeyler var bu transferde; Fenerbahçe için de "istenen takım" olmak ilerisi için de umut verici...

"Greer'e haksızlık yapılıyor bu ülkede" diyordum ancak Amerikalı oyuncunun sahadaki görüntüsü de uzun süredir fazlasıyla rahatsız edici. Greer oyun kurucudur, bu ülkede onun için "oyun kurucu değil" deniyor ama bu adamın kariyerinin büyük çoğunluğu o pozisyonda kullanılarak geçmiştir. Ancak Jasikevicius gibi "takımı oynatan guard" olmaması, beklentileri karşılama yolunda sıkıntı yaratıyor(du). Şimdi bu transferi Greer-Saras değişimi şeklinde düşündüğümüzde ve Jasikevicius'u Ukic'i destekleme amaçlı bir hamle olarak değerlendirdiğimizde bu transfer için "fevkaladenin fevkinde" dememek elde değil.

Oyun kurucu pozisyonunda alabildiğiniz verim, takımın diğer taşlarını da olumlu ya da olumsuz etkileyebiliyor; bu açıdan bakıldığı zaman, Saras transferinde işler istendiği gibi giderse, bir taşla birden fazla kuş vurulabilir. Rytas-Fenerbahçe Ülker maçı gözümüzün önünde, Cemal Nalga'dan (Murat Kosova deyişiyle) nasıl bir Nalgavicius yarattığı ortada Jasikevicius'un... Hem sadece o maç da değil; Saras'sız dönemde Cemal, ilk Fenerbahçe Ülker maçında 4 sayı atabilmiş ve takımdan gönderilmesi gündemdeyken, Saras sonrası 6 maçta ortalama 9.6 sayı tutturarak takımının jokerlerinden biri olmuştu. Fenerbahçe'de ise elde, Cemal'den çok daha iyi ancak bozulan hücum ritmiyle beraber paslanmaya yüz tutan ya da iyi işlemeyen uzunlar var. Burada beklendiği gibi gelişecek bir Saras etkisi fazlasıyla faydalı olabilir ki uzunlar için söylediğimiz şeyler aslına bakarsanız takımın atıcıları için de geçerli olacaktır. Saras beyindir, şoför koltuğuna oturtabileceğiniz en nitelikli isimlerden biridir. Ayrıca bu ismin takıma katacağı hava da cabası, etkiyi görmek için taraftar forumlarına bir göz atmakta fayda var. Hem belki gelir gelmez Lavrinovic'in de kulağına eğilip "Oğlum iyice boşlamışsın, toparlan biraz" şeklinde fısıldayabilir...

"İşler yolunda giderse" dedik, bunu da biraz açıklayalım. Saras kendini ülkesinde tekrar hazırladı; belki bacakları eskisi kadar güçlü ve çabuk değil, savunmada da düştü ama belli bir seviyeye getirdi fizik kondüsyonunu orada. Buraya aç ve (olabildiği kadar) hazır geliyor, oynamak ve F4 görmek istiyor. Ukic, süresinden çok kesilmesini seven bir oyuncu değil; burada Saras ile nasıl bir ikili oluşturacakları, süre ve görev dağılımlarının nasıl olacağı, Engin de döndüğünde paylaşımın nasıl şekilleneceği gibi soru işaretleri var. Kağıt üzerinde Ukic-Saras-Engin üçlüsü rüya gibi, bundan iyisini kurmak çok zor. "Kağıt üzeri" tehlikeli tabir, onun için biraz bekleyip görmekte fayda var.

Jasikevicius transferiyle ilgili şüpheleri olanlar içlerini ferah tutsunlar. Bu adam efsanedir, bu adam halen EL seviyesinde fark yaratacak seviyededir, bu adam halen kader maçında Barcelona gibi bir takıma karşı maç kazandıracak düzeydedir. Bu adam gelecek dönemlerde takıma kazandırılması muhtemel büyük isimler için öncüdür, bu adam eldeki oyuncuları ve taraftarı havaya sokabilecek karizmadadır. Bu adam, bu adam... Bu adam var ya bu adam, efsanedir...

Not 1: Bir Saras hayranı için onu Fenerbahçe formasıyla izlemek, paha biçilmez... Ben bu seneyi geleceğe yatırım olarak görüyorum, önümüzdeki dönemde çok daha fazla isteyen, çok daha fazla istenen bir Fenerbahçe olacak; Saras da bu seneyi bu bakımdan iyi geçirmek adına önemli hamle...

Not 2: Ulusal Takım antrenmanlarına çıksın, gençler de dahil tüm uzunlar bu adamla haftada birer saat antrenman yapmak için sıraya girsin.

Not 3: Efes maçı sonrası açığa çıksa daha mi iyi olurdu? Bence öylesi daha iyiydi ama...

30 Aralık 2010 Perşembe

Batan Geminin Malları

Şuradaki habere göre CSKA Moskova, EL'den erken elenmenin ardından bazı, hatta bütün oyuncuları elden çıkarmanın hesabını yapıyor. Çok bir şey yazmayacağım, sadece isimleri sıralasam yeter herhalde:

Ramunas Siskauskas
Trajan Langdon
Jamont Gordon
Sasha Kaun
Viktor Khryapa
Matjaz Smodis

Esteban Batista

Avrupa'da uzun arayışında olan ya da en azından, uzun arayışında olması beklenen takımlar var. Talep bolluğu bir yana, "alınabilecek" kategorisinde yer alan oyuncu sayısı da son derece az ki bu sayı, kulüplerin alım gücüne göre değişkenlik gösteriyor.

Esteban Batista Avrupa'nın en gözde uzunlarından biri şu anda; Uruguaylı pivotun, 13 hafta sonunda ligin 4. sırasında yer alan mütevazi Fuenlabrada'nın başarısındaki payı büyük. Avrupa'da boyalı alanı kapatabilecek dominant uzun azlığı da düşünüldüğünde Batista çoğu takım için lisenin en güzel kızı durumunda (bu tabiri duysa ya da okusa lisenin en mağdur kızı durumunda da ben olurum herhalde)...

Batista için bir süre önce Barcelona dedikodusu çıkmış, İspanyol temsilcisinin Perovic ile Esteban'ı değiştirmek istediği söylentileri forumlarda gezinmişti. Şimdi benzer şeyler Panathinaikos için yazılıp çiziliyor ki Yunanistan temsilcisinin bu tip bir oyuncuya, Maric'in durumu düşünüldüğünde, ihtiyacı çok daha fazla. Tıpkı Ingles'i Barcelona'ya satan Granada gibi Fuenlabrada'nın da iyi bir teklife hayır diyemeyeceğini tahmin etmek zor değil.

Hani transfer gerçekleştiğinde "Hızlı aksiyon almak istediler" deyip May hamlesini bir şekilde kabul edilebilir bulduğumu yazıp çizmiştim ama insan keşke ilk tur grupları sonrasını bekleyip bir nokta atışı deneseymişiz demeden de edemiyor. Bu Batista mı olurdu yoksa başkası mı bilemem elbet...

Esteban'a geri dönecek olursak, Uruguay'lı oyuncunun PAO'ya gitmesi hoş olmaz, zira Atina ekibiyle kuvvetle muhtemel aynı grupta yer alacağız. Top 16 öncesi son rötuşlar yavaş yavaş geliyor, Batista'nın da yakasındayız...

Bu kadar telaş iyiye işaret değil


İlginç bir maç oynadık Galatasaray'la. Maç beklediğimizden farklı başladı aslında. Taraftar desteği ve liderlik ihtimalinin bile Galatasaray'lı oyunculara artı bir motivasyon kaynağı oluşuyla baskılı sert savunmada ve hızlı oyunda becerisi yüksek oyunculardan kurulu Galatasaray'ın iyi bir başlangıç yapacağını düşünüyorduk.
Fenerbahçe'nin baskı karşısında düzen içinde hücum etme, ritm bulma çabasındaki oyuncuların gereksiz dış şutlarla bu düzensizliği iyice körükleme sorunları varken kötü bir başlangıç olasıydı. Sonrasında ise tecrübe ve kıtanın en üst düzey liginde yıllardır oynamanın kazandırdığı yetenekler devreye girer ve oyunun kontrolünü Fenerbahçe eline alır diye düşünmüştük.
Şaşırtıcı biçimde tersi oldu.
Fenerbahçe hücumda derli toplu oynamasa bile boğucu bir savunmayla başlayıp, dağınık görünen Galatasaray karşısında ilk yumruğu atan taraf oldu.
Ama asıl şaşırtıcı olan Fenerbahçe'nin maçın büyük bölümünde oyunun kontrolünü elinde bulunduran taraf olmasına rağmen kırılma anlarında rakibine hep boyun eğişiydi. Geri düştüğü anlarda, arada kolaylıkla kapatılacak bir fark varken dahi telaşla hücum edip atamayan ardından dağılıp savunmaya dönemeyen ve maçı bu şekilde kaybederken Euroleague tecrübesine sahip olan taraf sanki Fenerbahçe değil Galatasaray'dı.
Fenerbahçe'de yedek guard sorunu artık can sıkıcı hale geldi, bereket Engin'in takıma dahil oluşuna az kaldı ama elbette onun dönüşünün bu sorunu çözüp çözemeyeceği belirsiz. Uzun sakatlık sonrası dönüşünde, yeni takımına uyum süreci, fiziksel yetersizlikler, dönüşünün sezonun kritik bir evresine denk geliyor oluşu gibi sorunlar var önünde.
Sadece guard sorunu değil Fenerbahçe'nin yaşadığı, kısaların hiçbiri bileğine çok güvenilir şutörler değil. Ömer bu sezon takımın en istikrarlı şutörü gibi görünse de onun aıl işi bu değil. Preldzic asla güvenilir bir şutör olmadı, Tomas'da boş şutu bulmuşken ''tamam bunu soktu'' diyebleceğimiz bir oyuncu değil. Ama bu mesele bu sezon transferle çözülecek bir sorun değil. Bu sorunun çözümü için yapılacak bir hamle takımdaki tüm rolleri yeniden dağıtmayı gerektirir ki sonrasında işler arapsaçına döner. Fenerbahçe bu sezon bu karın ağrısını çeke çeke oynayacak gibi. Takımın bileğine güvenilir bir şutörünün olmayışı gerçeği su yüzüne yeni çıkmış değil, sezon başından bu yana bu gerçekle yaşıyor takım. Muhtemelen Spahija'yı rahatsız eden bir sorun değil bu. Aksine bileği iyi olanın değil, en iyi pozisyonu bulanın atmasını daha çok tercih ediyor sanki. Ama bu kadar ritmini bulamamış oyuncu birarada olunca insanın canı sıkılıyor.
Galatasaray iyi takım. Sezon başından bu yana Efes'ten daha fazla çekindiğim bir ekip. Kısa savunmaları müthiş, pota altı savunmaları takımın karakteri dolayısıyla yumuşak değil ama kötü. Tutku nihayet kendinden beklentileri karşılayacağı bir role soyunmuş gibi (tabii onun kötü gidiş başladığında yelkenleri suya çabuk indiren bir oyuncu olduğunu da unutmamalı). Haluk'un, Ermal'ın deneyimi, Oktay Mahmuti'nin disiplinli takım yaratma çabasının sahadaki izdüşümü adeta. Galatasaray yıllardır ilk kez iyi yolda. Ama Fenerbahçe dünkünden çok daha zor 3 deplasmana giderek ve belki de bu deplasmanlarda zaman zaman farklı skorlarla geri düşerek ve dünkü gibi kötü hakem yönetimleriyle karşılaşarak TOP 16 oynayacak.
Dünkü 4-5 sayılık geri düşüşlerde yaşanan dağınıklık, telaş iyiye işaret değil. Spahija'nın bu telaşa ortak oluşu ise umarım bir daha yaşanmaz.

29 Aralık 2010 Çarşamba

Lietuvos Rytas & Simas Jasaitis


Euroleague'de bizim grupta son 100 metreyi iyi koşarak Cholet'nin önüne geçip TOP 16'ya çıkma başarısı gösteren Lietuvos Rytas kadrosunu güçlendiriyor.
Yaşlı kurt Saras'ın takıma katılımıyla birlikte belirgin biçimde yükselişe geçen Litvanya ekibi, bünyesinden yetişen bir dönem bizim buralarda Galatasaray'da da forma giyen Jasaitis'le anlaşmak üzereymiş.
Ayrıca grup maçlarında hayli zayıf görülen pota altı içinde bir oyuncu bakıyorlarmış.

Kardeş klüpler


Marko kardeşim şu sıralar yazamıyor, o halde burası boş kalmasın bir iki kelam ekleyelim.
Bu sezon Euroleague'in en başarılı ekibi olan Maccabi Tel Aviv kısa süre önce Sırp ekibi Hemofarm'ın yükselen yıldızı Milan Macvan'ı kadrosuna katmıştı.
İsrail ekibi bununla kalmamış Adriyatik basketbolunda son yıllarda yetiştirdiği önemli oyuncularla dikkat çeken Hemofarm'la 3 yıllık bir işbirliği anlaşması yapmış.
Anlaşma çerçevesinde, Maccabi Hemofarm'ı bir nevi pilot takım gibi kullanıp bazı genç oyuncularını yetişmesi için Hemofarm'a gönderecek, Hemofarm ise Maccabi'nin devasa maddi olanaklarından faydalanacaktır.
Hayırlısı olsun.

26 Aralık 2010 Pazar

Fenerbahçe Ülker Top 16 İhtimalleri


Efes büyük ihtimalle Maccabi'li bir gruba gidiyor (bu kısımda yamulmuş olabiliriz), oradaki hesabı Efes Pilsen yandaşlarına bırakmak daha mantıklı olacak; ben kendi derdime düşüyorum. Fenerbahçe için (en azından şu anda görünen o) 2 ihtimal var; Olympiakos ya da PAO'lu grup. Bana göre PAO sanki Olympiakos'a göre daha sorunlu ama PAO'lu formülde de Unicaja Malaga ve Partizan gibi sert deplasmanlar var. Neyse, ufukta görünen ihtimalleri yazalım, gerisini foruma yolu düşen okuyucuların "yorum" kısmındaki görüşlerine bırakalım (her 2 grubun da kendine göre zorlukları var ama hangisi olursa olsun gayet keyifli olacağını söyleyebiliriz) :

1. ihtimal: Olympiakos-Fenerbahçe-Zalgiris-Valencia
2. ihtimal: Panathinaikos-Fenerbahçe-U.Malaga-Partizan