27 Kasım 2009 Cuma

Takas


Fanatik Marca'yı kaynak göstererek yazmış, ben de hem Fanatik hem de Marca'yı kaymak göstererek yazabilirim; Hervelle-Nachbar takası gündemdeymiş. Haberin orjinali şurada, 2 çift laf etmek gerekirse, iki taraf için de çok hayırlı olur kanaatindeyim. Nachbar'ı Messina kuvvetle muhtemel SF pozisyonundaki 1. tercih olarak kullanır, böylece Sloven oyuncu da istediği pozisyonda oynayabilmiş olur. Hervelle de Efes'in aradığı ayakları çabuk, yüzü dönük oyunu iyi uzun forvet profiline cuk oturur. Hervelle işini Fenerbahçe için çok yazmıştık, sanırım Türkiye'de başka bir takımda göreceğiz yakın zamanda.

Not: Yalnız bu takas ve Nachbar'ın Real'de kendini bulmasıyla birlikte Messina'nın elinde muazzam bir kadro olur, aman diyeyim...

26 Kasım 2009 Perşembe

Zalgiris Maçı


Şahsen bir Fenerbahçeli olarak çok zor günler geçiriyorum, itiraf edeyim. Tanjevic'in halen görevde kalması benim adıma ciddi sorun, elim gitmiyor kumandaya, ayaklarım da salona gitmeyecek duruma geldi... "Git artık" diyorum, gitmediği her an içim daha fazla daralıyor ama bir yandan da takımın kazanmasını istemek, onun için kafa patlatmak var, bu heves yoksunu ortamda. Dedim ya, çok zor iş benim adıma; içinde bulunduğum ruh hali için doğru ya da yanlış diyenler olacaktır ama durum "doğru" ya da "yanlış" olmaktan öte şu anda, en azından benim için. Keyfim çok fena kaçmış durumda...

Grubumuzda çok net bir ayrım var: iyiler ve kötüler olarak. Aslında "net" dedim ama kağıt üzerinde o "kötü" grubundan ötede, Siena'nın biraz solunda, Barça'nın hemen güneyinde yer alıyoruz ama skor tabelasında kağıt üzerinde yazanlar işlemiyor. Organizasyonsuz, dağınık, kendi içinde taşları oturtamayan ve pek de oturtabilecek gibi görünmeyen bir takım durumundayız. Neyse, grubumuza tekrar dönecek olursak, Zalgiris-ASVEL-Cibona üçlüsü gerçekten EL seviyesi için TOP 16 görmeleri ziyan olacak takımlar. "Ulan sen değil miydin sene başında ASVEL'i öven?" diyenler olacaktır ki doğrudur da, lakin içinde bulundukları durum felaket. En son Rawle Marshall ile kısa forvet pozisyonunu takviye ederken tamamen düzen takımı olmaktan uzaklaştılar; Dixon-Marshall gibi oyuncular soktukları zaman maç kazanacak bir takım oldular. Bu üçlü içerisinde eli ayağı en çok tutan takım konumundaki Zalgiris ise klasik tabiriyle "eski gücünde değil", hem de çok uzun süredir böyle bu... Benim hatırladığım 6 Zalgiris maçı var, 5 tanesini kazandık, kaybettiğimiz maçta da Serdar Apaydın oyun kurucu oynuyor, 7 kişiyle oynamak zorunda kalıyorduj, o sene de Zalgiris Avrupa Şampiyonu olmuştu. Yani bu takım bize hep iyi geliyor, seviyoruz ailece kendilerini...

Zalgiris'in Barcelona maçının ilk yarısını izleme fırsatım olmuştu, tempolu ve rakibi yıpratan bir oyun oynamışlardı; Litvanya takımlarının özelliği de bu oluyor zaten, tempolu oyun ve iyi şutörlerden kurulu bir düzen. Açıkçası hem o maçı, hem bizim mevcut durumumuzu hem de EL'de deplasmanda maç alma zorluğunu düşününce bu maçı kaybedebileceğimizi hesaplıyordum. Aslında kaybetmek için aleyhimize olan saha içi göstergeler de vardı; Salenga ve Pocius'un ekstra skor katkısı, daha az ribaund almamız ya da daha fazla serbest atış kaçırmamız gibi... İlk çeyrekte yenen 24 sayıdan sonra bir daha o sayıya rakibi yaklaştırmasak da (gerçi son çeyrekte 21 attılar ama 2 ve 3. çeyreklerde az sayı yedik) genel anlamda iyi savunma yaptığımızı söylemek mümkün değil. Savunmada Greer-Giricek ikilisi birebirde çok kolay geçiliyor, bir de şu meşhur 4 numara savunması işi var ki Zalgiris'in bu pozisyondaki özellikleri ve biraz da Watson'un kötü maç çıkarması nedeniyle orada pek sıkıntı yaşamadık. Takım savunmamız konusunda takım içinde çok hassas dengeler söz konusu, örneğin Greer-Giricek ikilisinin aynı anda sahada olması orayı kulak memesi kıvamına çeviriyor. Aslında biz bir 4 numar sıkıntısından bahsediyoruz ama takımın genel olarak komple bir kısa forveti olmadığını da söyleyebiliriz. Birebirde kolay adam geçirme ve savunmada kaymaların tam olarak işlemiyor olması Fenerbahçe'nin belini büküyor.

Hep Greer ve Giricek'in daha fazla oynamaları gerektiğinden bahsediyoruz ama yukarıdaki takım savunması önceliği sebebiyle hiçbir zaman istediklerimiz gerçekleşmeyece gibi gözüküyor. İnsana "e o zaman neden aldın?" diye sorarlar ama onu soran adama da "bu saatten sonra neye yarar?" derler. Giricek dün 29 dakika süre aldı ama Barça maçında yine 12-14 dakikalara inerse şaşırmam. Eminim ki bu 2 oyuncu da Tanjevic için kullanması çok zor oyuncular, zaten mümkün mertebe kullanmıyor da...

Dün Fenerbahçe adına maçın kilit isimleri Mrsic ve Ömer Onan oldu. Bu çok kritik ve sevinilmesi gereken galibiyette maçı getiren isimlerin Ömer ve Mrsic olması da aslında 3 seneye yakın bir süre sonunda takımın geldiği noktayı görmek adına çok önemli kanımca. Takımın Greer-Giricek ikilisini devreye sokma derdinin yanına bir başka sorun daha eklenmiş durumda: Tarence Kinsey. Suratı beş karış Amerikalı oyuncunun; Siena maçında kenara gelirken 1-2 konuşma olmuştu, dün (tam olarak neyle alakalı bilmiyorum ama) Zalgiris maçında da kenarda hararetli konuşmalar vardı. 4 yabancımız var ama hepsi bir şekilde katkı açısından sorunlu durumdalar, bu da takımın sınıf atlayamamasının başlıca nedeni.

İyi savunma yapamadık dedim ama genel olarak Zalgiris'in tempoyu arttırmasına müsade etmememiz bir artıydı. Maçın kontrolünü elimizde tuttuk gibi görünmedi belki ama bu bakımdan direksiyon hep bizdeydi. Kırılma anları oldu maçta, rakibin farkı 6-7'den yukarı çekmesine izin vermeyerek bu anları hep lehimize çevirmeyi bildik. Lakin kolay delinebilen ve içeriyi de iyi kapatamayan bir takımımız var, hani o seviyelerdeki takımlara karşı zaten maç alamıyoruz ama bir Siena, bir Barça galibiyetleri için bunlar çok ölümcül eksikler...

Sonuçta önemli bir galibiyet aldık, grupta 3. sırayı garantiledik. Bu takım, o 3 kötü takımı da yener kalan maçlarda; Barça ve Siena'da da klasik tarife olur. Kazandık, iyi güzel oldu da umarım bu maç Tanjevic'le ilgili kararı geciktirmez, değiştirmez, ötelemez. 3 sene sonunda gelinen noktada elde edilen bir Zalgiris galibiyeti bütün yanlış ve eksiklerin üzerine sünger çekememeli.

Not: Biraz alakasız olacak ama Mirsad konusuna da değinmek isterim. Aralık yaına geldik, 5 EL maçı yaptık; Mirsad ortalarda yok. 2 hafta önce ameliyat oldu dendi, o ameliyatı neden daha önce olmadığı belli değil. EL takımları bütçelerine göre aylık-haftalık sözleşmeler ile eksiklerini kapatıyorlarken bizim 4 numarayı bu şekilde çözümsüz ve eksik bırakmamız çok sinir bozucu. "Mirsad dönünce" deniyor, 5 maç oldu ama hala daha dönüşüyle ilgili net bir şey söyleyebilen yok. Solomon gideli neredeyse 3 hafta oldu ama halen o konuda atılmış somut bir adım da yok. Tanjevic işini bütün dünya yazdı ama ses yok, olsa da "yalan" deniyor. Uzun lafın kısası: bu şube beni geriyor.

25 Kasım 2009 Çarşamba

Zoran Erceg'e İspanya Yolu Gözüktü


Fenerbahçe ile de adı geçen Olympiakos oyuncusu Sırp uzun ile İspanya'nın Cajasol Sevilla takımı ilgileniyormuş. Erceg için ACB en az EL kadar önemli bir tecrübe olur, Sevilla da fena takım sayılmaz, olur bu iş gibi...
İlave: Panionios'a gitti, kendimize yalancı çıkarmış olalım...

22 Kasım 2009 Pazar

Gözüm Üzerinde!


Robin Benzing, Alman basketbolunun yakın dönemde çıkardığı en heyecan verici yeteneklerden biri, belki de teki. Eurobasket 2009'da sivrilen genç yetenek Bundesliga'nın vasat takımlarından ratiopharm Ulm forması giyiyor. Takımı 12 maçta 4 galibiyet 8 mağlubiyet ile 8. sırada. Kendisi bu sezon çok ciddi süreler alıyor, istatistik kağıdı da epey dolu aslına bakarsanız. 23 dakika ortalama, 11.67 sayı, 2.08 ribaund, 1.078asist...

Henüz 89'lu, hatta 89 Ocak doğumlu Benzing. Güçlenmesi lazım, en önemli eksiği bu bana göre, tabii bunu yaparken mevcut çabukluk özelliklerini kaybedip ağırlaşmaması da lazım. Fundemantal'ı yüksek, fiziksel özellikleri (2.08 boyu ve uzun kolları) ile önü çok açık bir oyuncu. 1-2 sene Ulm'de takıldıktan sonra kısa bir Alba macerası, sonra ver elini Güney Avrupa...

Takipteyiz efenim bu yağız delikanlıyı, zaten Alman Ligi de başka türlü takip edilmiyor, bahane lazım...

Yapılır mı Lan Bu Bana?


Orleans, henüz 1 ay bile dolmadan, Marko Milic'in sözleşmesini fesh etmiş; fesih karşılıklı... Daha önce de yazmıştım, Erdemir'in de teklifi varmış kendisine ve bana söylenen bu teklifi çok ciddi şekilde düşündüğüydü, hatta ben de amatör olarak aracı olmuş, Ereğli'yi tanıtmıştım. Fransa'nın yolunu tuttu, tuttu tutmasına ama Orleans'ın vazcayması uzun sürmedi. Marko için yolun sonu geldi gibi gözüküyor, artık çiçek böcek yetiştirmenin, kendini dağa bayıra vermenin vakti... Yine de Orleans kulübünün bu tavrı beni rencide etti. Yapılır mı yahu bu Marko gibi, benim gibi adama? Araba üstünde uçtuğum günler daha dün gibi, hey gidi...

Rahat!!!


Artık bu rahatlığa, bu "large" lığa, bu "relax" lığa Emre ve Gökhan'ın gücü de yetmiyor...

Sahaya çıkan takımın on oyuncusunun sekizi olabildiğine rahat oyuncularsa eğer, geri kalan iki kişi artık toparlayamıyor...

Kazım'ın rahatlığına, Santos'un genişliğine, Alex'in keyfine bu iki mücadeleci yetişemiyor...

İbrahim Üzülmez iki gol pasıyla artık Gökhan'ın da sınırına ulaştığını gösteriyor...

Emre sakat sakat oynarken, kimse yerini dolduramazken birileri orada "fink" atarken, onun da daha fazlasını veremeyeceği netleşiyor...

Fenerbahçe futbolcusu rahat. Fenerbahçe futbolcusu umursamaz. Fenerbahçe futbolcusu "nasıl olsa" cı...

Daha kaliteli olduğunu düşünüp ukalaca bir tepkisizliğe sahip Fenerbahçe futbolcusu. Sekiz futbolcunun arasında Tello topu alıyor, düzeltiyor, Bobo'ya veriyor, o da dönüp gol atıyor. Tepki, reaksiyon mevcut değil...

Derbi her zaman kaybedilir de, ruh bir kez kaybedilirse geri gelmesi uzunca zaman alıyor...

Aydın Örs-Oktay Mahmuti-Fikir Jimnastiği


Fenerbahçe Erkek Basketbol Takımı için yeni bir dönem başlıyor. Aslında bir şekilde kaderleri ortak, önceden birbirleriyle yakın temas halinde olmuş ve birinin yaptığı diğerinin geleceğini etkileyen insanların gidip geldiğini görüyoruz. Aydın Örs, Tanjevic dönemi başlarken ayrıldı, Oktay Mahmuti de Aydın Örslü takımın Efes'e öldürücü darbeyi vurmasının ardından Efes'i bıraktı, İtalya yolunu tuttu. Tanjevic'in Fenerbahçe'nin başında olduğu 2 buçuk sene boyunca Aydın Örs hiçbir yerde görev almadı, Oktay Hoca İtalya'da Benetton'u kıpırdatmaya çalışan isim oldu, ardından İtalya'dan ayrıldı. Şimdi İtalya Ulusal Takımı koç arıyor, Mahmuti Fenerbahçe'ye geldi-geliyor, Aydın Örs farklı bir görevle şubenin en yetkili kişisi oluyor; kimbilir, belki de Tanjevic de (Ulusal Takım geleceğine bağlı olarak) 2. kez İtalya Ulusal Takım macerası yaşayabilir?

Evet, basketbol küçük camia denir ama sanki burada dünyamız daha da küçülmüş gibi gözüküyor. Tekrar 2 seneden fazla süredir konuşulanları konuşma niyetinde değilim, geleceğe yönelik fikir yürütüp sesli düşüneceğim. Hani ne durumdayız, ne olur, ne yapılır-yapılmalı tadında:

1- Öncelikle bu şubenin ihtiyacı olan sevgi, bağlılık... Sevgiyi bu şubeden uzaklaştırdık, ilgi de beraberinde kopup gitti. O haksız, bu haklı; şu yanlış yapıldı, bu doğrudan kaçıldı gibi tekrarlara girmeyeceğim; olan oldu, gelinen noktada EL'nin en taraftarsız takımı var. Aydı Örs hamlesi bu bakımdan önemli; gidişi ve gönderiliş şekli Tanjevic döneminde Karadağlı koça karşı en önemli önyargı kaynağı olsa ve bazı taraftar arasındaki bazı bölünmelerin ortasında kalsa da Aydın Örs gibi bir değerin orada olması bu iletişimi güçlendirecektir. Barış Abi'nin (Canarino-Cartman) bir sözü vardır Aydın Örs ile ilgili, unutamıyorum; adını hatırlayamadığım bir maçta bir tepkilerinden dolayı kenardan Aydın Hoca'nın onlara attığı bir bakış ve bunun onlarda yarattığı etkiyle ilgili. Hani bazı insanların bir bakışı, bir sözü bile yeter ya, Fenerbahçeliler'in hatrı sayılır bir kesimi için Aydın Örs'ün etki gücü de budur. Benim gözümde Aykut Kocaman'ın Futbol Şubesi'nde görev alması kadar önemli ve stratejik bir hamledir şu aşamada Aydın Örs'ün gelişi. Halen "keşke"ler var, halen burukluk var ama O bu görevi kabul edip geliyorsa bize düşen de geçmişe dönmeden, onunla birlikte geleceğe bakmaktır. Fenerbahçe yine kaybedecektir, Fenerbahçe yeri geldiğinde yine kötü oynayacaktır, üzecektir taraftarını; ama 2 buçuk senedir uzak kaldığımız bir artısı olacaktır cebinde: sevgi-huzur...

2- Oktay Mahmuti'nin Türkiye'deki macerasını sonlandıran takıma gelişi önemli, onun için de her bakımdan ekstra motivasyon kaynağı... Aydın Örs'ün, tıpkı futbol Aykut Kocaman'ın yaşadığı gibi, henüz tam olarak adı ve görev sınırları belirlenmemiş bir pozisyonda çalışacak olması sebebiyle, onunla herhangi bir sınır karmaşası yaşamayacak yegane isimlerden biridir. Hatta mevcut şartlar düşünüldüğün "yeganedir" desek yanlış olmaz, kendisiyle Efes yıllarından çok hoşlaşmıyor olsak bile... Efes performansı da eleştirilir oldu hep Mahmuti’nin, ama orada yapılan yanlışların koç kaynaklı olmaktan çok öte, belli geleneklerden vazgeçmenin bedeli olduğu yavaş yavaş anlaşılmaya başlandı. Mahmuti İtalya’da Benetton’un başına geçtiğinde takım karışıktı. Bir önceki sezon 12 puanı silinip Play-Off dışında kalmış, 2007-2008 sezonuna da 10 maçta 7 mağlubiyet ile başlamış bir ekip vardı. Mahmuti göreve 11. Hafta Siena maçı ile geldi, henüz 2 gün olmuştu takımın başına geçeli ve o maçı da kaybetti. Oktay Mahmuti’nin takımı devraldığındaki durumu 3-8 diye düşünecek olursak (18 takımlı ligde 15.’ydi), sezonun geri kalanını 13-10 ile tamamlamasına rağmen 1 galibiyet ile Play-Off’u kaçırdı. 2. Senesinde ligde normal sezonu 4. Bitirdi, ULEB’de çeyrek finale kaldı. Play-Off’ta Bologna’yi geçtikten sonra Siena’ya elendi, ULEB çeyrek finalde de yine bir başka şampiyon, Lietuvos Rytas’a kaybetti. 2 senede yaptıkları çok takdir gördü ki İtalya Ulusal Takım koç adayları arasında ismi geçiyordu. En başta da belirttiğim tablo içinde Mahmuti hamlesi mantıklı denebilir…

3- Şimdi takımın öncelikleri önemli olacak. Saha dışında Aydın Örs artısı etkili olacak, taraftar ilgisinde de gözle görülür bir artış olacaktır. Bu kısım garip gelebilir, “yahu Aydın Örs’e mi bağlı taraftar ilgili?” denebilir ama emin olun ki o süreçte çok kalp kırıldı. Haydi o kısmı tamamen unuttuk diyelim, bugün futbolda Aykut Kocaman’ı orada gördüğünde içi ısınan adam aynı şeyi Aydın Örs için hissediyor-hissedecek, bu sevginin mutlaka bir karşılığı olacak…

Saha içinde ise koçun tercihleri önemli. Tanjevic’in ne şartlarla gönderiliyor olduğunu bilemiyoruz, belki tazminatı, şu anda boşta olan 1 yabancı hakkını değerlendirmemizi engelleyecek kadar yüksek meblağlarda… Onun için koçun önceliği ilk etapta eldeki oyuncuları tekrar ayağa kaldırmak, Greer-Giricek-Kinsey üçlüsünü teme direkler yapıp bu üçlü etrafında dengeyi sağlamaya çalışmak olacaktır, en azından ben öyle düşünüyorum. Transfer elbette önemli ve gerekli, eğer kullanılma durumu varsa da benim ilk tercihim halen 4 numaradır. Aslında oyun kurucu takviyesi de elzem ama “koçu gönder”, “koç getir”, “4 al”, “1 al”… Aylardan Kasım, bir de “bütçe” denen bir kısıt var; sanırım istek şarkılarını sınırlandırmak gerekecek.

4- Kimsenin elinde sihirli değnek yok, “yürü be koçum” gazıyla da fark yaratamazsınız. TBL’deki çoğu maç için mevcut düzensizlik bile böyle bir motivasyonla tolere edilebilir belki, ama EL’de bu şekilde fark yaratmak zor. O yüzden bu ekibin başa geçeceği ilk maçta, ilk haftada mucize beklemesin kimse. Yine maç kaybedilecek, yine takımın eksikleri can sıkacaktır. Bu ekip tarafından ayarı kaçmış bir takım devralınıyor, beklentiler de buna göre şekillendirilmeli.

Resmi açıklama gelmeden böyle bir değerlendirme yazdık ama bakalım, genel hatlarıyla durum bundan ibaret bana göre. Mevcut tabloda önümüz daha açık diyebilirim, umarım yamulmayız.

21 Kasım 2009 Cumartesi

Güle Güle...


Fenerbahçe yakın tarihinin en çok tartışılan hocalarından biriydi, hep hatırlanacak ama anıların büyük çoğunluğu olumsuz. Yolu açık olsun diyelim.

20 Kasım 2009 Cuma

Hocamızın Arkasındayız, Hem de Hepimiz!


Galatasaray maçı sonrasında bir yazı yazmıştım, birkaç konu aşağıda görebilirsiniz. Fenerbahçe’nin mevcut durumunun hiçbir şekilde göz ardı edilmemesi, gündemin değişmemesi gerektiğini, bundan en çok zarar görecek tarafın yine biz olacağımızı belirtmiştim. Benzer bakış açısıyla Fenerbahçe taraftarının büyük çoğunluğunun bir yanılgı içerisinde olduğunu, Fenerbahçe’nin şu aşamadaki en büyük odak noktasının (çok heyecan verisi olsa da) Aydın Örs’ün kulüpte görev alma ihtimal ve gerekliliğinin vurgulanması değil, Bogdan Tanjevic’in ve bu kötü organizasyonun tamamen değişmesi gerekliliğini dillendirmek olduğunu belirtmiştim. Şubenin profesyonelce yönetilmeye, sevgiye, tekrar sevilmeye ve bütünlüğe ihtiyacı olduğu açık. Bunu yapabilecek, bu olayların hepsini kısa sürede toparlayabilecek en önemli isim Aydın Örs’tür. Görüşmeler olduğu bilinmeyen bir şey değil, onun için rahatlıkla yazabiliriz; şahsen ben, bu kadar ısrara ve içindeki kocaman Fenerbahçe sevgisine engel olamayarak inadının kırılacağını düşünüyorum. Ama başta da dediğim üzere Fenerbahçe’nin öncelikli derdi, mevcut yapıyı temizlemek, enkazı kaldırmak olmalı, zaten o enkaz kaldırılmadan da Aydın Örs ve herhangi bir koçun çalışması için gerekli ortam oluşamayacaktır.

Tanjevic’e bazı konularda kızamıyorum, daha doğrusu ona kızdığımdan daha fazla başkalarına kızıyorum. Bjelica isteyen adama Giricek, Green isteyen adama Greer veren ve “al, oynat” diyen suçsuz mu? Tanjevic’in de bu gibi durumlar sebebiyle daha sene başından beri bu takıma karşı bir aidiyet sorunu hissettiğini düşünüyorum. Belki Roma bütçeyi azaltmasa, bugün başlarında Gentile değil Tanjevic olacaktı; yazın yaşanan bu hesap kitap değişiklikleri de bu kopukluğu körüklemiş olabilir. Bu kısmı uzun tutmayacağım, zira bugüne kadar defalarca konuştuğumuz şeylerin tekrarı olacaktır.

Tüm bu komplo teorileri bir yana, takımın 2 buçuk senedir aynı eksiklerinin konuşuluyor olması, bu yola çıkılırken telaffuz edilen hedeflerden korkunç bir şekilde sapılması, oyuncu gelişimlerinin dahi sorgulanabilecek durumda olması (ki bu konuda Preldzic en çok tartışılması gereken isimdir) mevcut organizasyonun sıkıntılarını göstermektedir. Sürekli azalan taraftar ilgisi, geçen sene Roma maçında yaşanan strateji skandalı da saha dışındaki işlerin de düzgün gitmediğin göstergeleridir.

Bu tabloda, yönetimin de bu konudaki huzursuzluğu su yüzüne çıkmaya başlamışken halen bazı değişikliklerin yapılamıyor olmasının bir tek mantıklı sebebi geliyor akla: tazminat. Tanjevic, kendisine Fenerbahçe kapılarını açan sözleşmenin detayları sayesinde halen görevinde kalabiliyor büyük bir ihtimalle, böyle bir sözleşmenin yapılması, Ulusal Takım geleceğinin Fenerbahçe için de bağlayıcı olması gibi durumlara imza atan, bu ortamı yaratan yöneticilerin kendilerini çok ciddi bir sorgulamaya tabi tutmaları gerekiyor. Tanjevic’in olası tazminatı, onun olası ayrılığında takımın başına geçecek teknik ekibin maliyeti ve takımın mevcut eksiklerini gidermek için yapılması gereken transfer hamleleri düşünüldüğünde yönetimin önüne çok can sıkıcı bir tablo çıkıyor. Ne olur, nasıl çözülür bilemiyorum, bildiğim tek şey var ki bu bağ tamamen kopmuş durumda. Şu anda taraftarsız oynadıkları için şikayet edenler 2 hafta sonra o kırmızı koltukları arayabilirler. Bir yanda takımın durumu, diğer yanda işin maddi boyutu… Nasıl çıkılacak bu işin içinden? Aslında olaya el attığı bilinen Başkan’dan şöyle bir açıklama ilaç gibi gelir: Hocamızın Arkasındayız! Merak etme Başkan, biz de öyleyiz…

19 Kasım 2009 Perşembe

İstifa Et


Başka sözüm yok sayın hakim.

Ben Kendimim Uleeeyynnn


Zor günler Galatasaray için, akıl almaz bir işe imza atmışlar, bedeli de kuvvetle muhtemel çok ağır olacak. Çoğu yerde konuşuldu, üzerine bir şey söylemeye gerek yok; karikatür konuşsun...

İlave: Chemedya'da kullanılmış bu karikatür gün içinde, belirtmeden geçmeyelim. Akşam vakit ayırabilince banttan yayın yapıyor insan...

18 Kasım 2009 Çarşamba

Antrenmanda Bir Yabancı


Fenerbahçe Erkek Basketbol Takımı’nın dünkü antrenman görüntülerinde göze çarpan bir yabancı vardı sahada. Kimsenin tanımadığı, Kinsey’den biraz uzunca, siyahi bir oyuncu takımla birlikte çalışıyordu. Peki kimdir bu adam? Denenen bir oyuncu mu? Takıma antrenman vermesi için katılan, boşta olan isimlerden biri mi? Hani yaz döneminde böyle çok oyuncu gelir gider antrenmanlara ama sezonun bu vaktinde biraz enteresan, kimsenin “böyle böyle bir adam var” dememesi daha da enteresan, hiçbir gariplik yokmuş gibi haberlerde bu görüntülerin açıklamasız bir şekilde verilmesi en enteresan…

Alıştık artık acayipliklere bu şubede ama kimdir yahu bu adam?

17 Kasım 2009 Salı

Askrabic de Takımını Buldu


Ukrayna Ligi'nin güçlü takımı BC Donetsk, kadrosuna bir başka yabancı oyuncu daha kattı. 79 doğumlu Sırp uzun Ognjen Askrabic 'in Rusya'dan sonraki durağı Ukrayna oldu. Kadrosunda Chris Owens, Marque Perry, Anthony Tucker ve Ricardo Marsh gibi yabancılar olan Ukrayna temsilcisi böylece uzun rotasyonunu güçlendirmiş oldu...

Lazaros Papadopoulos PAOK'ta


Yakın döneme kadar Avrupa'nın önemli uzunlarından sayılan ancak benim kanımın hiçbir zaman kaynamadığı Papadapoulos ülkesinin yolunu tutmuş. En son takımı geçen sene küme düşen F.Bologna'daydı. PAOK da böylece Kenny Gregory ve Predrag Drobnjak'tan sonra bir başka tanıdık yüzü de kadrosuna katmış oldu.

16 Kasım 2009 Pazartesi

Manyak mı Bu Adamlar?



Dün itibariyle Fenerbahçe Erkek Basketbol Takımı ile Fenerbahçe taraftarı arasında kalan, yıpranmış, kopmaya yüz tutmuş bağ tamamen kopmuş oldu. Olaylar, maçın ucu ucuna kaybedilmesi ve "Oğuz'un serbest atışları girseydi bunları konuşacak mıydınız?" gibi geri dönüşler olabilir, normaldir. Bu bağ çoktan kopmuştu, taraftarın gözü, söz ile icraatın arasındaki uçurum korkunç bir şekilde açılmaya başladıktan sonra açılmıştı ki en büyük darbe ezeli rekabetten geldi. Fenerbahçe EL'de girdiği bu yolu izah ederken "bütçe" dedi, 3 senedir kendisinden bütçe olarak çok daha düşük ezeli rakiplerine karşı tam 5 maç vermiş durumda. 3 sene, 3 GS mağlubiyeti. Maçların gidişatından ya da teknik-taktik konuşmalarından bağımsız, başlı başına bu tablo bile sorgulanmalı.


3 senedir depresyonda Fenerbahçe taraftarının basketbola gönül vermiş kesimleri, Aydın Örs gitti, Mahmut Uslu yaptı, Tanjevic etti. Müthiş bir bölünmüşlük var ki inanın bu kadar net bir bölünmüşlüğü Fenerbahçe-Galatasaray taraftarları arasında bile göremezsiniz. Bu fikir bulanıklığının içerisinde belli klişeler var ki herkes buna başvuruyor:


1- Tanjevic'i savunan adam, Tanjevic'i eleştiren ve gönderilmesini isteyen adamın derdinin hala Aydın Örs olduğunu zannediyor, buna göre tavır alıyor.


2- Tanjevic'i eleştiren insanların çoğu, halen olayı Aydın Örs'ün gönderilmesine bağlayarak bu bölünmüşlüğü körüklüyor.


3- Taraftar olmak ile eleştirememek birbiriyle ilişkilendirilip taraf olma, sadece "alkışlama" olarak sunuluyor. Bir de etrafına "taraftar maça gitmiyor ki eleştirsin" kalkanı da çekiliyor...


Evet, Aydın Örs'ün gönderilmesi her açıdan hataydı, bunu 3 sene boyunca savunduk, halen de aynı görüşteyiz. Her cümlenin başına "bence" ekleme ihtiyacı hissetmiyorum. Tavır koyduk, yürüdük, farklı platformalarda sesimizi çıkarmaya çalıştık. Hani başarı karnesi olarak değil de sırf bugün gelinen noktadaki bölünmüşlüğe baktığınızda bile bu hamlenin hata olduğunu kabul edebilirsiniz. Burası bir müessese kulübü değil, burası o kadar da profesyonel bir yer değil. Değerleri var, duyguları var bu kulübün. Tarih boyunca sevgiyle, o duygusallıkla nice başarılar elde etmiştir bu kulüp, nice adamlar çıkmıştır buradan. Sen o değerlerine çomak sokarsan, iyi giden bir yeri baltalarsan illa ki acısı çıkar. Haydi yanıldık, paranoya yaptık, gereksiz duygusallık yapıp konuştuk diyelim; 3 sene sonunda F4 takımı-uzay ligi sözleri nerede? Bu da mı yeterli değil, girilen bu yolun başarısızlık sonuçlandığını görmek için? Nedir bu inadın sebebi peki? Tanjevic'in kariyeri mi? Aragones'e de sabretseydik madem bir sene daha?


Herkes Fenerbahçelilik dersi veriyor farklı ortamlarda, taraftar yoksunluğunu "eleştiremezsin"e bağlıyor. E madem, ben maçlara giden biri olarak eleştirebilirim herhalde, değil mi? Yapmaktan keyif aldığım bir işim var, arkadaş çevrem geniş, zaman ayırmaktan birçok uğraşım da var ama içlerinde en çok zaman ayırdığım her daim Fenerbahçe olmuştur. Futbola giderim, basketbola giderim, voleybola giderim; çoğu insanın haberdar dahi olmadığı maçlara gidebilmek için bir tarafımı yırtarım. Pendik'te oturuyorum, git-gel yolum, üstelik İstanbul'un belki de en iğrenç otobüsünde 3 buçuk saati geçiyor, üşenmiyorum. Sinirden elimi kolumu kırdığım maçlardan sonra bile bir sonraki hafta oranın yolunu tutuyorum. Beklentim ne peki? Derdim ne benim? Ben manyak mıyım ki durduk yere Tanjevic gitsin isteyeyim? Kendi takımımın koçunun adı geçtiğinde bile rahatsız olmak, salonda benche bakmadan maç izlemek zorunda kalmak neden hoşuma gitsin? Hala daha "neden Tanjevic?" diye düşünen insanlar, gözünüzü seveyim bir kafayı kaldırıp bakın yahu. Ligdeki tek rakibine verilen 6 maç, rakibim değil, anca Play-Off oynar dediğin, burun kıvırdığın ezeli rakiplerine verilen 5 maç, Avrupa'da F4 derken Top 16 için duacı olman ve oralara oynayan takımlarla aranın iyice açılması, oyuncu transferlerindeki başarısızlıklar... Şimdi çıksa ve yönetim yarın "Tanjevic'i ve bu şu isimleri gönderdik" dese, bu insanlar ne diyecek? İlla doğru olabilmesi için yönetim kararı mı olması gerekiyor?


Karışık gidiyorum, 2 üstteki paragrafa devam edeyim; "Neden Aydın Örs gitti?" sorusunu çoktan geçmiş durumdayız, geçmeliyiz. O iş yapıldı, bitti; "oldu, bitti" gibi olmasın, oradaki sıkıntı hiçbir zaman unutulmayacak ama bugün derdimiz, içinde bulunduğumuz organizasyonun, o günden sonra girilen bu yeni yolun başarısızlığıdır. Sorun sadece Tanjevic'te de değil, yahu geçen sene Roma maçında averaj hesabını yanlış bildiği için stratejik hata yaptı bu takım, skandaldı. Nedim Karakaş çıktı "Şöyle şöyle hesap" dedi, saçmaladı, maç da ona göre oynandı. Koca şubede, teknik heyette bir kişi aksini-doğruyu bilmiyordu, düşünün. Taraftar sayısı sürekli düşüyor ama bir Allah'ın kulu da çıkıp bunun nedenini sorgulamıyor, "sen şube olarak taraftar çekmek için ne yapıyorsun?" demiyor. Tamam, taraftar sütten çıkmış ak kaşık değil, biz de yakınıyoruz ilgi azlığından ama gelen adam da gelmez olmuşsa bir bakmak gerekmez mi? Oyuncu transferi yapılıyor ama kimin tercihi olduğu belli değil, koçun tercihine bıraksan hepten felaket olacağını bildiği için kimse bunu sorgulamıyor. Tanjevic diyor ki :"Bjelica 1 ay benimle çalıştı ama yönetimi ikna edemedim", koçuna inanmıyorsun o adam senin niye koçun? Oyuncunun yeterliliğine karar verecek kişi kimdir bu şubede?


Uzun lafın kısası, bu takımın önüne koyduğu hedeflerle 3 senede varılan nokta arasında uçurum var. Bu takımın gitmek istediği noktaya bu organizasyonla varamayacağı da aşikar. Deniyor ki dünkü maçta olaylar çıktı, bu durumda bile koçu eleştirmek, bu organizasyonu eleştirmek manyaklıktır. E yukarıdakiler peki? Yoksa sahiden manyak mı bu adamlar?
Not: Birkaç notum olacak dünkü maça özel:


1- Dünkü maçın uzatma bölümlerinin oynatılması rezillikten başka bir şey değildir. Benim gözümde 40 dakikalık bölümde zaten oyun olarak kaybetmişti takım.


2- Bu takımı istesen de bu kadar kısırlaştıramazsın. Uzunları kullanmalı ya da kullandık diyorsun ama bulduğun sayıların hemen hepsi seken topları tamamlayarak gelmiş. İçeri top indiriyorsun, topu alan uzun topu kullanmaktan başka hiçbir şey düşünmüyor, pas çıkartmayacağını bilen forvetler de yardıma geliyor, 3 kişi arasından ve potaya uzak, saçma sapan toplar kullanıyorsun. Giricek kötü falan tamam da bir tane ona şut imkanı yarattığımız pozisyon söyleyin yahu gözünüzü seveyim. Tamam Greer kötüydü, tamam Kinsey kötüydü ama kabız olmuş durumda takımın hücumu. Bu takımın 3 senede geldiği nokta "Greer sokarsa kazanırız" mı olmalı? Nerede ekol, nerede sistem, nerede düzen?


3- Önceden Tanjevic'in rotasyonunu bir yere kadar anlayabiliyordum, artık o da mümkün değil. Kimi neye göre başlatıyor, neye göre kenara alıyor ya da neden bir daha oyuna sokmuyor belli değil. Kinsey uzatmada oynamadı, Ömer, Giricek... Rotasyon falan değil bu, ondan sonra Mart-Nisan ayları geldiğinde biz de halen "roller oturmadı" diyerek kendimiz kandırırız.

Tanjevic yatsın kalksın maçtaki olaylara dua etsin, 2 hafta da onlar konuşulur. 11 ve 12. haftalarda Telekom-Beşiktaş maçlarına kadar ligde kayıp yaşamaz takım, yaşasa da 2 senedir olduğu gibi normal sezonun önemsizliğine bağlanır. EL'de de Siena ve Barça ile çizgi çok net çizilmiş durumda, hedef üçüncülük, Top 16'da da ne çıkarsa bahtımıza... Nisan-Mayıs gibi oturmaya başlayan takım, Efes ile oynanan final serisi... Yahu ben bu filmi bir yerde görmüştüm ama neredeydi, çıkaramadım?

Yoksulluğumuz Kardeştir Bizim...


Paylaşıyoruz…

Yoksulluğunuzu,
Acılarınızı,
Özlemlerinizi,
Umutlarımızı…
Paylaşıyoruz…

Soframızdaki ekmeği,
Gelecek düşlerimizi.
Hasretlerimizi,
sevgilerimizi…
Paylaşıyoruz…

Yarın yanağından gayrı her şeyisizlerle paylaşıyoruz…

Halkın takımı Fenerbahçemiz’in taraftarlarının oluşturduğu Vamos Bien taraftar grubu olarak taraftarlığın sadece tribünlerde olmadığını ya da hep gündeme getirildiği gibi kavga dövüş sahnelerinden ibaret olmadığını “Yoksulluğumuz Kardeştir Bizim” adıyla düzenlediğimiz köy okullarına yardım kampanyasıyla gösteriyoruz.Taraftarız,tarafız,halkın tarafındayız,halkın yanındayız!

Zor şartlarda yaşayan,karda kışta üşüyerek,hasta olarak,karın tipinin altında kilometrelerce yolu yürüyerek okuluna gitmeye çalışan kardeşlerimizin yaşadığı zorlukları paylaşarak azaltmak istiyoruz.Altı delik ayakkabılarının, yırtık montlarının,yamalı pantolonlarının,olmayan defterlerin, kitapların, kalemlerin yerlerine yenilerini biz koyuyoruz..

Yeni alabileceğiniz gibi evinizde ya da çevrenizde bulunan kullanılmamış ya da atıl durumda olan ve ihtiyaç sahibi kardeşlerimizin eksiklerini tamamlayabileceğimiz her türlü malzeme için desteğinizi bekliyoruz. Unutmayın ki Ankara’da,İstanbul’da ya da Doğu’nun ücra bir yerinde de olsa o köy bizim köyümüzdür ve o zorlukları yaşayanlarda bizim kardeşlerimizdir. Zorlukları alt etmenin, o çakmak çakmak gözlerin gülmesini sağlamanın yolu da paylaşmaktan geçer..
İhtiyacımız olan malzeme grupları:

(6-14 yaş arası)

1- GİYSİ
Mont-Kazak-Pantolon-Bot,ayakkabı-vs..

2-KIRTASİYE-OKUL
-Defter-Kalem-Boya-Kitap (Roman,öykü,masal,boyama,test..)-Her tür kırtasiye malzemesi

3-OYUNCAK vs..
Yardımları Ankara ve İstanbul’da toplayacağız.Diğer illerden katılmak isteyen arkadaşlar topladıkları yardımları Ankara’da vereceğimiz bir adrese gönderebilirler.Eşyaların son toplama ve Ankara’ya gönderme tarihi 15 Ocak’tır.Topladığımız eşyaları Şubat ayı ortasından itibaren bir heyetle birlikte Muş,Van ve Ordu’da belirlediğimiz 4 ayrı okula götüreceğiz.Göndereceğiniz eşyaların kullanılmayacak kadar eski olmamasına dikkat edelim.

15 Kasım 2009 Pazar

Quincy Douby?


Yarına kadar takım bulmazsa Türkiye'ye geliyor(muş), peki kime?

Getirin Onu Bana!


Pops Mensah-Bonsu serbest kalmış. "Keşke" demeden edemiyor insan...

Galatasaray Cafe Crown Maçı


Derbi günleri bayramdır, futbol dışı branşlarda ise çoğunluk için en fazla arefe oluyor... Bugün de öyle bir gün, Fenerbahçe ile Galatasaray karşı karşıya geliyor.

İkisi de sorunlu, kadro güçleri ve genel anlamda hedefler arasında farklılık olsa da her iki tarafta da gidişat hakkında sıkıntılar var, yapılanlar sorgulanıyor. G.Saray'ın uzun oyuncu tercihleri en belirgin eleştiri noktası, henüz Jasaitis gibi EL seviyesindeki bir oyuncuyu da istenildiği gibi kullanamadıkları aşikar. Bence onlar adına en ciddi sıkıntı Jasaitis-Rancik gibi 2 yabancı bulabilmiş, Evren gibi de piyasada bulunabilecek en iyi yerlilerden birini almışken guard-pivot seçimlerini bunlara göre yapmamış olmaları... Gerçi hangisi önce geldi hatırlamıyorum, yani Jasaitis en son gelen isim olabilir ama genel olarak transfer stratejilerini iyi kurguladıklarını düşünmüyorum. Bu takıma, Beşiktaş modelinde olduğu gibi takımı alıp götürebilen bir oyun kurucu ve içeriyi domine edecek bir uzun lazımdı.

Galatasaray şu haliyle fazlasıyla değişken, tahmincileri yanıtlabilecek bir takım durumunda. Darius Washington'un performansı onların maç kazanabilmesi adına önemli olacak her zaman. Takımın tek 5 numarasının Cemal Nalga olması onlar adına, hele ki Fenerbahçe gibi 3 tane EL seviyesinde uzunu olan takımlara karşı çok büyük dezavantaj gibi gözükse de Rancik-Wilkinson ikilisini ve onların mobile özelliklerini kullanarak Fenerbahçe'nin canını yakabilirler. Washington'un performansı önemli dedik, belki burada Fenerbahçe'nin savunma tercihleri farklılaşacak, Greer'ın onun üzerinde savunma konusunda yetersiz kalabileceği düşünülerek Ömer Onan'dan faydalanılacaktır.

Fenerbahçe'de Kinsey çok önemli bir oyuncu, hücumda gününde olduğu zaman da Avrupa'nın sayılı isimlerinden biri... Bugün bana göre, her ne kadar 2 takımın uzun oyuncularının eşleşmeleri belirleyici olacak gibi gözükse de bana göre maçın kilit adamları Kinsey ve Greer olacak Fenerbahçe'de. Ben Galatasaray'ın çok fazla maçını seyredemedim bu sene ama Erdemir maçında ilk çeyrekte epey geriye düştükten sonra epey sertleştirdikleri savunma ilgimi çekmişti. Kötü bir takım değil G.Saray ama Fenerbahçe ve Efes seviyesindeki takımlardan maç alabilmeleri için tüm oyuncularından verim alabildikleri bir günlerinde olmaları ve taraftar desteği gerekiyor. İkincisi, en azından bu maç için garanti; Fenerbahçe'ye maç boyunca sevgi dolu sözler sarf edecek kibar bir kalabalığın salonda olması muhtemel. Böyle diyorum, çünkü bu maçlardan sonra her daim hafıza sıfırlanıyor, her 2 tarafta da, "biz yapmamıştık" ya da "bak neler yaptılar" oluyor. Onun için maç bittikten sonra değil daha başlamadan ben sıfırlıyorum hafızayı... Derbilerin taraftar profilini epey değiştirdiği malum, bu maçta da öyle olacak; üstelik G.Saray taraftarının bu maça, son futbol maçının rövanşı gibi gereksiz bir misyon yüklediği de gerçeğiyle beraber, ziyadesiyle gergin bir maç bizleri bekliyor.

Fenerbahçe için kilit isimleri saydık kendimizce, G.Saray için de uzun oyuncuların dışında birilerini saymaya kalkacak olursam, genel olarak "yerli oyuncular" ve onların katkı diyebilirim. Jasaitis'i unutmamak gerek elbette ama G.Saray'ın tüm yabancılarından maksimum fayda sağladığı bir günlerinde bile Fenerbahçe'yi geçmeleri çok zor, Fenerbahçe 80 sayı bandını aşacaktır bana göre ve bunun üzerinde skor ürtemek için mutlaka yerli oyuncularından katkı almaya ihtiyacı var Galatasaray'ın.

Bu maçın kaybedilmesi Galatasaray'ı da karıştırır, epey homurtu yükselir ama Fenerbahçe'deki kadar sonuçları ölümcül olmaz. Bu maçlardaki galibiyet-mağlubiyetler önemlidir, aksini iddia eden anca kendini kandırır. Bu bakımdan maçı istemek, maçı yaşamak çok önemli, oyuncusundan koçuna kadar... Kadro olarak epey dezavantajlı gözüken G.Saray'ın en büyük artısı bu, çünkü kendilerinin motive olması bir yana, karşılarında da 2 senedir bu maçları berbat oynayan ve bundan da önemlisi, bir Aliağa maçından farklı görmeyen bir koç ve hatta teknik ekip var. Şimdi denecektir ki "Teknik ekip mi oynuyor maçı?", doğrudur ama bu sıradanlaşmanın, maç seçmenin sorumlusunun oyunculardan çok onları maça hazırlayan insanların sorumluluğunda olduğunu söyleyebiliriz herhalde. Kaldı ki Tanjevic "özel önlem alma" konusunda ne kadar cimri olduğunu Efes maçlarında tekrar kanıtlamış vaziyette, halen rotasyonu da maçların gidişatından bağımsız yaptığı ortada. Hal böyleyken takımlar arasındaki güç dengeleri de birbirine yaklaşıyor bana göre, ama halen Fenerbahçe hatrı sayılır bir farkla önde.

Bu maçın kaybedilmesi Fenerbahçe adına, koçuyla taraftarı arasındaki bağı tamamen kopartacak bir gelişme olabilir. Bizim takım için maçtan maça yorum yapmak da çok sağlıklı olmuyor, zira performanslar, hele ki lig maçlarında çok fazla dalgalanabiliyor. 2 senedir Galatasaray'a maç veren, bunu yaparken de normal sezonun önemsizliği ya da Ayhan Şahenk'in sevimsizliği gibi mazeretlere sığınan bu takımın önünde bu 2 madde de eriyip gitmiş durumda bu sefer. Sezon halen normal sezon ama şartlar pek normal değil. Bu maçı oyunculardan çok Tanjevic'in istiyor olması gerekiyor, tabii bu maçın Tanjevic'in geleceği açısından önemli olduğunu bilen oyuncuların da koçlarının elini iyice zayıflatmamak için ekstra motive olmaları lazım... "Lazım" diyorum da olurlar mı ya da bu madde onları nasıl etkiler, göreceğiz? Soru cümlesi değil ama "soru işareti" ile bitirelim, zira benim için bu son cümle bir soru, cevabı da belirsiz. Dediğim gibi, göreceğiz...

14 Kasım 2009 Cumartesi

Güçlü, Çok Güçlü...


Barcelona, Avrupa'nın en kaliteli liginde diğer takımlar ile arayı açıyor, Real Madrid ile birlikte zirvede yalnız kalmaya doğru ilerliyor. Bugün de Caja Laboral'i 100-72 ile geçtiler, ligin rengi olan Bask ekibini de bu kadar çaresiz bir halde izlemek üzücüydü. 27 asist yaptı Barça, 18/27 (67%) ile 3 sayılık atış kullandılar, ezip geçtiler Caja Laboral'i...

Maçla ilgili çok fazla şey söylemeyeceğim, zaten Murat Murathanoğlu ve Yiğiter Uluğ'un keyifli anlatımlarını tekrar niteliğinde olur söyleyeceklerim. Lakin tekrar da olsa şunu belirtmem gerekiyor ki Rubio'nun Barcelona'nın yolunu tutması her 2 taraf için de inanılmaz bir adım oldu. Rubio burada büyüyecek, Barça da onunla parlayacak. Bugün 10 asist yaptı, 6 top çaldı; sayı atamadan maçı tamamladı ama onun basketbol zekasının yarattıklarını izlemek gerçekten çok büyük keyif. Bir de işte şu şut olayını halletse, hayat bayram olsa...

Caja Laboral yap-boz tadında bir takım oldu bu sene, kolay kolay da oturacağa benzemiyor. Prigioni-Rakocevic-Vidal-Mickeal dörtlüsü ile takımın belki de tüm ayarını kaybettiler, çok ani ve sert bir geçiş oldu, kaldıramadılar. Maç boyunca TRT ekibinin de belirttiği üzere Ivanovic için de çok zor maçtı, muhtemelen bitmek bilmemiştir.

Barcelona yoluna emin adımlarla devam ediyor. Bu sene İspanya'da en büyük, belki de tek rakipleri Real; EL'de de bu iki takım, Yunan temsilcileri ile birlikte şampiyonluğun en büyük adayı bana göre, tabii sakatlık sorunu yaşamayan bir Siena da bu listeye dahil olabilir.

Ceza Düdükleri


Banttan yayın yapıyorum, zaman kısıtı ve iş dışı bilgisayar başında geçirdiğim süreyi birçok yere zaman ayırma zorunluluğum burayı istediğim kadar güncel tutmamı engelliyor. Siena maçı hakkında da yazmak için anca fırsat bulabiliyorum, Pendik'te oturan biri olarak Zeytinburnu-Pendik yolculuğu sonrası analiz yapmak hiç kolay olmuyor, dediğim gibi, sonrasında da fırsat bulamadım. Neyse, başlayalım...

Umut'un yazdığı yazının yorum kısmında da belirttiğim üzere Siena maçının kaybedilmesinde baş sorumlu olarak kesinlikle ve kesinlikle hakemleri görüyorum, bu konuya daha sonra değineceğim. Öncelikle, çok kısa sayılabilecek bir sürede takımın hücumda göstermiş olduğu çeşitliliği beğendiğimi söylemem gerekiyor. Aslında hep bahsettiğimiz penetre ve uzuna top indirme aksiyonlarını almamız bu çeşitililik için yeterliydi, bir de işin içine Kinsey'in kusursuz performansı eklenince Efes maçındaki, hatta sene başından beri süre gelen iç sıkıcı performansın yerinde yeller esti. Kullanılan üçlük sayımız sadece 11, uzunca bir süredir istatistik kağıdındaki 3 sayı hanesini bu şekilde görmemişizdir herhalde. Kinsey'in kusursuz performansından bahsederken Oğuz'un da 14 sayılık katkısını göz ardı etmemek gerekiyor, tabii 4 numaraları savunmak zorunda kalması ve orada yaşadığı eşleşme sorununun takıma ve kendisine zararını da vurgulamak lazım. Bunun yanı sıra 5 de asisti var Savaş'ın, takımı yöneten bir guard eksikliğini nispeten azaltan özellikler saha içinde Oğuz-Emir gibi oyun görüşü yüksek oyuncuların olması... Oğuz'un ve diğer uzunların şansı Lavrinovic'in olmaması ve rakip uzunların faul sorunu yaşamalarıydı, aslında iyi de değerlendirdik; Ömer Aşık eğer kötü bir basketbolcu kadar serbest atış atabilseydi işin rengi değişirdi, 1/8 kabul edilebilir bir yüzde değil.

Rakipte McIntyre gibi bir oyuncu var, şapkadan tavşan çıkartıyor. Biraz da karşısındaki savunmalar yumuşarsa iyice sinir bozucu hal alıyor. Aslında tüm Siena kısalarını kabul edilebilir sayılarda tuttuk ama McIntyre çok attı, Lavrinovic yokken zaten uzunlardan çok sayı yemeyeceğimizi biliyorduk ama Ress'in ölümcül 2 üçlüğü belki McIntyre'ın 25 sayısından çok daha fazla zarar verdi.

Siena beni şaşırttı, baskı yapmadılar. İlk yarı 50 yediler, ikinci yarıda savunmaları beklendiği üzere sertleşti. Çok iyi bir takım Siena ama Lavrinovic'siz pota altları ve hatta takımın geneli çok büyük darbe yiyor. Bu takımda 3 temel adam var bana göre: McIntyre-Sato-Lavrinovic, diğerleri bu üçlüye göre dizilen sistem oyuncuları, tamamlayıcı parçalar... Lavrinovic olmadığında Stonerook'un savaşçı-ribaundçu ve sertlik tamamlayıcı yapısı dahi sırıtıyor, Eze'nin hücum katkısı yeterli olmuyor.

Salonda yine 1000 tane adam yoktu, aksini zaten beklemiyordum. Bu iş artık forumlarda başlıklar açıp buralarda (benim de dahil olduğum insanlar tarafından) atıp tutmalarla düzelecek seviyeyi geçmiş durumda. Buna çözüm üretecek-üretmesi gereken kişiler bu organizasyonun sorumlularıdır. 734705237405. defa söylediğim üzere iletişim araçlarının çok çok daha etkin kullanılması, takımın taraftarına yakınlaştırılması gerekiyor. Tanjevic antipatisi de korkunç boyutlara varmış durumda, kendisi için sevimsiz düşüncelere sahip olsam da gelip maç boyunca ona sövmeyi de doğru bulmadığımı söylemem gerekiyor. Ben bizim bench'in arkasında, hafif sol çaprazda oturuyordum, hemen arkamda maç boyunca Tanjevic'e bağıran orta yaşlı bir adam vardı. Mrsic'i oynat, Serhat'ı niye soktun, katkı verip kenara geldikten sonra Serhat'ı niye aldın, Rasim girer mi, Semih çıkar mı vs. vs... Ve bu cümlelerin hiçbiri "sayın hocam" ile başlamıyor "canım" ya da "balım" gibi kelimelerle de bitmiyor, bunlar epey sansür yemiş halleridir. Yani ortada bir taraftar yoksunluğu, gelen kesim içinde de müthiş bir kafa karışıklığı var. Kendince nedenlerini izah ederek "Tanjevic gitsin" demek ayrı, Tanjevic gitsin diye maç izlemek ayrı. Korkarım ki bu ikilem, maça giden ya da maçları izleyen çoğu kişinin iliklerine kadar işlemiş durumda. Ortada çok ciddi bir sorun var ve aslında insanın bu karışık durum içerisinde çıkıp 1-2 maçın analizini yapması da çok mantıklı olmuyor. Bu sevgisiz ortamda başarı gelmesi çok zor.

Son kısımda ise konu başlığını izah edeceğim. Biraz paranoya olabilir ama çok da desteksiz sallamıyorumdur diye düşünüyorum: EL her daim hakem hataları konusunda sorunlu-dert yanılan bir organizasyon olmuştur. Hakemlerin büyük çoğunluğu iyidir ve verilen kararların çok büyük çoğunluğu da "hata" değil "yanlı karar"dır. Ya da şöyle söylersek daha doğru olacak: Hataların büyük çoğunluğu bilinçli verilmiş kararlardır, taraftır. "Lobi" kelimesi bu organizasyonlarda çok ama çok önemli, organizasyonun sana bakışı... Taraftar ortalaması olarak EL'de son sırada yer alan, hiçbir şekilde tribüne adam çekemeyen bir takıma en büyük kaygısı pazarlama olan bu organizasyon nasıl bakar? Maç öncesi Bartemou hakemleri toplayıp "canına okuyun bu heriflerin" demiştir demiyorum ama Fenerbahçe'ye bakışta bir sevimsizlik vardır, bunlar da hakemlere yansır diyebilirim. Başlık da bununla alakalı zaten, benim kurduğum senaryoda bunlar hep ceza düdükleridir; iş işten geçtikten sonra dalga geçer gibi çalınanlar da o cezanın dalga kısmıdır.

Fenerbahçe'nin geleceği hakkında konuşmak çok sağlıklı değil, zira 1 maç sonra ne olacağını bilemiyorsunuz. Siena maçını referans alıp Galatasaray'ı rahat yener bu takım deyip 2 gün sonra buralarda satırlar dolusu olumsuz yazı yazmak var. Yukarıda, uzun zaman sonra takımın artılarının eksilerinden daha fazla olduğunu düşündüğüm bir yazı yazdıktan sonra yine bir olumsuz nokta ilave etmeden geçmeyeyim: öyle ya da böyle, üst düzey takımlara karşı galibiyet alamama durumu halen devam etmekte. Benim vurgulamak istediğim nokta bu takımın çok kısa bir sürede, Efes maçı sonrasyı gösterdiği tepki ve en azından bu maçta yapılan doğruların devam ettirilmesi gerektiğiydi. Yoksa gelinen nokta ile gelinmesi istenen nokta arasındaki uçurum kabak gibi ortada.

Yarın G.Saray maçı var, Tanjevic dönemindeki 0-4'lük deplasman derbi serisinin kırılması dileğiyle; bu sevimsiz ortamda bir G.Saray mağlubiyetinde Tanjevic'in koltuğunu koruması çok zor olacaktır.

2009-2010 ULEB Euroleague 4. Hafta

A Grubu

Toplu Sonuçlar

Fenerbahçe-Siena 83-87
Barcelona-Asvel 76-62
Cibona-Zalgiris 64-52

Avrupa basketbolunun zirvesinde A grubu maçlarının tamamı geçen Çarşamba oynandı. Bizi en çok alakadar eden maçta Fenerbahçe, İtalya'nın son zamanlarda, neredeyse tek söz sahibi takımı olan Siena'yı konuk etti. Sarı-lacivertlilerin son maçlardaki durumu ve Siena'nın bu seneki formu düşünüldüğünde herkes kulağını çekip “cuccuk” diyerek olası bir hezimetten korunmak isterken maç hiç de öyle bir maç olmadı. Birçoklarına göre galibiyeti kaçıran taraftı Fenerbahçe. Etkileyici bir ofansif zenginlikle maça başladı ekibimiz. Top olması gerektiği kadar sık içeri indi, dışarıdan ele geçen fırsatlar değerlendirilidi ve ilk çeyrekte Siena geçen haftakine benzer bir durumla karşılaşmadıysa bunda ev sahibinin savunma sıkıntısı ve tabii McIntyre'ın payı vardı. 30-21'den sonra ikinci çeyrekle beraber Siena savunmasını bir kademe yükseltti. 0-10'luk bir seriyle maç 32-31'e geldi fakat Fenerbahçe'de Serhat-Kinsey-Greer üçlüsü maçı istiyorlardı ve gereken direnci ortaya koydular. McIntyre ise onlara karşı tekti ama devreye gidilirken skorun 50-49 olmasını sağlamıştı bile attığı el üstü ve uzak mesafe üçlüklerle. McIntyre'ın çaldığı topla açılan 3. çeyrek esasen neyin gelmekte olduğunu haber ediyordu takımımıza. Karşılıklı atışmalardan sonra çeyreğin bitmesine yakın Siena ağırlığını koydu maça ve ufak da olsa bir farkla son kısma önde girdiler. Son bir direnç koyup rakibini yakalayan takımımız skor 67-68 iken yediği 0-10'luk bir başka seriyle hiç şans verilmediği halde kazanabileceği maçı rakibine kaptırmış oldu.

Hücum bakımından fena oynamadı Fenerbahçe. En azından top sıklıkla pota altına indi ve ne zaman oraya inse hemen fark edildi skor tabelasında. Fakat Giricek hiçbir katkı veremiyor. Serhat çok iyi oynasa bile 7-8 dakikadan fazlasını alamıyor. Ve dahi Ömer Aşık'ın acayip serbest atış yüzdesi devam ediyor. Maçta takımın yaptığı savunmayaysa hiç değinmiyorum. Yaptığı derken, lafın gelişi.

Fenerbahçe'de gecenin en etkili ismi Kinsey'di. Oyun anlayışına baktığımızda tam Siena'lık bir oyuncu olan Birleşik Amerikalı forvet maçı yüksek yüzdeyle 20 sayı, 5 hava topu, 3 sayı pası ve 1 top çalmayla tamamlayıp hiç top kaybı yapmadı. Ona 17 sayıyla Greer ve 14 sayıyla Oğuz eşlik etti. Konuktaysa gene her kritik maçta olduğu gibi McIntyre baş roldeydi. 25 sayıyla takımını sırtlandı, ucundan azıcık destekleyen 15 sayıyla Hawkins oldu.

Siena haftaya Barcelona'yı ağırlayacak. Gerçekten çok ilginç bir maç olmaya aday, sonucunu merakla bekliyoruz.

Grubun diğer maçında Barcelona Asvel'i ağırladı. Hiç de ummadığı sertlikte ve inatçılıkta bir Asvel'i karşısında bulan Barca, kendi evinde oynadığı halde inanılmaz zorlandı maçta. N'Dong ile oyunda kalan Barca buna karşın sahadaki tüm oyuncularından katkı alan Fransızlar karşısında ilk çeyrekte 15-22 gerideydi. Mücadelenin hiç dinmediği 2. çeyreğin sonundaysa skor ev sahibi lehine 42-39'du. 3. çeyreğin sonlarına doğru Asvel 52-53'e getirdiği skoru korumayı başarsa son haftaların en büyük sürprizlerinden birisi için mücadeleye devam edebilirdi ama Sada'nın 4. çeyrek başında ateşlediği Barcelona hücumları 12-2'lik bir seriyi beraberinde getirince Lyon ekibi havlu atmak durumunda kaldı ve ilk galibiyeti için önündeki maça odaklanmaya mahkum oldu. Ali Traore 20 sayı, 8 hava topuyla inatçı oyunun baş müsebbibiydi. Gelecek haftaki İtalya seyehati öncesi hoş olmayan sinyaller veren ev sahibindeyse en iyi gene Mickael'di 16 sayıyla. Onu 15 sayıyla Navarro destekledi.

Grubun son maçı, haftalardır oynadığı maçlarda defansif açıdan epeyce iyi bir takım olduğunu gösteren fakat buna ofansif güzellikler ekleyemediği için maçlarını kaybeden Cibona ile Zalgiris arasındaydı. Maça Hırvatlar etkin başlasalar da Brown'ın katkısıyla Zalgiris oyuna tutunmayı başardı. Devreye gidilirken tabelada 35-31 Cibona üstünlüğü bulunmaktaydı. İkinci devreye de hızlı giren Hırvat ekibi 10-0'lık bir seriyle epey büyük bir avantajın sahibi olsa da geri gelmeyi başaran Litvanyalılar maçın rahat bitmesine izin vermeyecek gibiydiler. Fakat gecenin en iyisi Marko Tomas sayesinde maçın sonlarına doğru oyundaki ağırlığını iyice arttıran Cibona skoru 61-48'e kadar getirdi ve maçı da üstün defansif performansıyla kazanmayı başardı. Tomas 14 sayıyla ev sahibini taşıyan oyuncuydu. Deplasman takımındaysa Begic 14 sayı, Watson 9 sayı, 12 hava topuyla önce çıktı.

Puan Durumu

Takım G M
Siena 4-0
Barcelona 4-0
Fenerbahçe 2-2
Zalgiris 1-3
Cibona 1-3
Asvel 0-4

Önümüzdeki Hafta

Zalgiris-Fenerbahçe
Asvel-Cibona
Siena-Barcelona

B Grubu

Toplu Sonuçlar

Olympiacos-Efes Pilsen 105-90
Rytas-Partizan 78-56
Orleanaise-Unicaja 74-86

Grubun ilk maçı Çarşamba gecesi Fransa'da oynandı. Kendi ligindeki haline aldırmadan Euroleague'de namağlup ilerleyen Unicaja, Orleanaise deplasmanına konuk olmaktaydı ve aynen ülkesinin bir diğer takımı Barca gibi onlarda inatçı bir “zayıf takım” la karşı karşıyaydılar maçın başlarında. Fakat ilk çeyreği önde kapayıp 2. çeyreğin ortalarına kadar bu durumu, farkı arttırarak muhafaza eden Orleanaise daha sonra başına gelen korkunç hadiseyi oturup düşünecektir top yekün. Taquan Dean'le alev alan Unicaja hücumları skor 28-20'yken devreye 28-42 gidilmesini sağladı. Bu, 0-22'lük, Euroleague gibi bir organizasyonda çok da sık görülmeyen bir seriye işaret etmekteydi devreden önce. Zaten bu saatten sonra da bir geri dönüş mümkün olamadı Fransız takımı için. Ludovic Vaty 15 sayı, 10 hava topuyla elinden geleni yaptı ama Malaga'nın şutörü, bu sıfatın hakkını fazlasıyla veren Dean maçı 7/12 3 sayıyla 30 atarak noktaladı.

Maçtan sonra Malaga'nın attığı 16 üçlükten etkilendiğini söyleyen Philippe Herve'ye sormak gerek: “O sırada sen neredeydin ağabey?”

Efes Pilsen gibi bir takımın “Abi biz Olympiacos'u hep yeniyoruz ki” mantığında taraftarları olduğunu görmek gerçekten de enteresan. Harcadığı paranın haddi belli olmayan, NBA'de kalbur üstü olmuş birden çok oyuncusu bulunan, çakallar çakalı bir koç, kurtlar kurdu bir gardı da bünyesinde barındıran Pire ekibi Efes'i ağırladığı gecede 3. çeyrekte maçı kazandı ve bu söylemler için artık vaktin dolduğunu vurguladı. Efes maça olabilecek en iyi şekilde başladı ve devre biterken de skor olarak, fazla farklı olmasa da öndeydi. Ancak defansif manada SOS verdikleri de gözden kaçmıyordu, akabinde Kırmızıların 30 sayılık 3. çeyreği geldi. Fark giderek açıldı ve Efes, en son ne zaman bu kadar sayı yediğini hatırlamadığım 105 sayılık bir mağlubiyet aldı. Maçın ikinci devresinin skoru 59-42 dersem sanırım durumun vehameti ortaya çıkmış olur. Yunan takımını Bourousis sadece 12 dakikaya şut kaçırmadan ve 9/10 serbest atışla 23 sayı sığdırarak sırtladı. Kleiza 20 sayı, 11 hava topu yaparken Vasilopoulos da 18 sayı ekledi takım hanesine. Efes'teyse Rakocevic'in 15 sayısına Kasun 15 sayı, 12 hava topuyla katkı verdi. Kağıt üstünde %50 3s, %56 2s atan Efes'in yüzdeleri nasıl böyle bir mağlubiyete uğradığını göstermiyor. Ama ya 20 top kaybı ne olacak?..

Grubun diğer bir maçı da Litvanya'da oynanan Rytas-Partizan maçıydı. Nadasa bırakılmış Sırp ekibi neredeyse maç boyunca hiç direnç göstermedi ve Rytas 44-39'la girdiği devreden sonra vites arttırıp yakaladığı 10-0'lık seriyle maçı rahat rahat aldı. İlker'in adamı Gecevicius 19 sayıyla sivrilen oyuncuyken ev sahibinde, konuk takımda McCalebb'in 16 sayısına Maric 16 sayı, 10 hava topu ekledi. Partizan'ın yaptığı 23 top kaybı ve bulabildiği sadece 2 üçlük maçın da kısa özeti gibi aslında. Bakalım sempati duyduğumuz bu TAKIM bu seneye ne gibi artılar sığdırıp seneye nasıl bir yapılanma içinde olacak?..

Puan Durumu

Takım G M
Unicaja 4-0
Olympiacos 3-1
Rytas 3-1
Efes Pilsen 1-3
Partizan 1-3
Orleanaise 0-4

Önümüzdeki Hafta

Efes Pilsen-Orleanaise
Unicaja-Rytas
Partizan-Olympiacos

C Grubu

Toplu Sonuçlar

CSKA-Olimpija 79-69
Maroussi-Caja Laboral 86-103
Roma-Maccabi 90-92

Grubun ilk müsabakası yıkılmayan adam mı yoksa boynu bükük mü olacağına karar veremeyen CSKA'nın kesin boynu bükük olan Olimpija'yı konuk etmesiydi. Geçen seneki kadrosundan ciddi pota altı kayıpları yaşayan fakat kısa rotasyonunun bir sene daha yaşlanması dışında korunduğu Rus zengini geçen hafta, epeyce uzun yıllar sonra ilk kez 1-2 gibi bir galibiyet-mağlubiyet oranı tutturmuştu. Fakat konuk ettikleri Slovenlerin durumu daha berbattı. Geçmişini mumla arayan Olimpija, Rusların hızlı girişine engel olamayınca ilk çeyrekte skor 30-15 oldu. Bundan sonra zaten geri dönmek çok zordu ve 11 sayılık devre avantajını muhafaza etmeyi başaran CSKA maçı da 10 sayı farkla kazanmayı başardı. Langdon 19 sayıyla öne çıkarken Siskauskas ona 18 sayıyla eşlik etti. Khryapa'nın 10 sayı, 8 hava topu ve 8 sayı pası da etkileyiciydi. Olimpija'daysa sezonun iyisi Walsh 21 sayıyla performansını devam ettirirken Becirovic istenileni verememeye devam ediyor. Galibiyete rağmen Evgeny Pashutin'in kolduğu sallantıda. Takımın şaşaasından çok şey yitirdiği herkesin malumu ve grup da hiç kolay değil göründüğü kadarıyla.

Aynen Fenerbahçe gibi seyirci sayısında sıkıntı yaşayan Yunan takımı Maroussi, bask bölgesinden Caja Laboral'ı konuk etti diğer bir maçta. Önde başladıkları ilk çeyrekte Ribas ve Splitter'i durduramayıp yedikleri 0-11'lik seriyle daha ilk çeyrekten havlu atan Yunanlılar bir ara dirilecek gibi görünselerde tecrübe farkını hemen her an hissettiren güçlü rakiplerine kolay bir galibiyeti hediye etmekten kaçınamadılar. Her iki devrede yedikleri 52 ve 51 sayıya 46 ve 40 sayıyla mukabele etmeleri seyirciye bol skor izletmekten başka bir işlerine yaramadı. Maç boyu 14/22 gibi muazzam bir üç sayıyla oynayan Basklılarda English 17 sayıyla başı çekti. 16'şar sayıyla San Emeterio ve Teletovic ona yardım eden isimlerdi. Ev sahibindeyse Kaimakoglu 23 sayıyla maçı noktaladı. Bartzokas maçtan sonra defansif sorunlardan dem vururken -100 sayıyı aşmış rakip, daha ne desin? - Ivanovic'in de aynı sorundan yakınması ilginçti. 103 sayı iyi de yenen 86 hoş değil onlar adına

Grubun zirvesini yakından ilgilendiren maçtaysa Roma, Maccabi'yi ağırladı. Ama ne ağırlama... İsrail ekibinin iyi başlangıcına hemen reaksiyon gösteren eski lider ilk çeyreğin berabere bitmesini sağladı. Çekişmenin devamında devreye 33-35 giren Maccabi 3. çeyrekte çok zorlandı ve son çeyreğe 8 sayı geride girdi. İşler İtalyanlar için iyi gidiyordu ve liderlik perçinlenecek gibiydi fakat Andersonla direnen Maccabi son anların heyecanlı geçmesini sağladı. Önce karşılıklı değişilen serbest atışlarla bitime 20 saniye kala skor 71-70 oldu. Jabeer çizgiden bir sayı buldu, Anderson kaçırdı fakat Jabeer bir sayı bulmakta ısrarcıydı: 73-70... Son hücumda faul yapmayı tercih etmeyince Roma, dipten Anderson'un pasıyla üçlüğü bulan Wisniewski uzatmayı gösteriyordu. Ekstra zamanda daha etkili gibi görünen İsraillilere cevabı yetiştiren Roma son 21 saniyeye 90-90 girdi. Eidson 2'de 2 yaptı ve son topu çok zorlayarak kullanan Jabeer kaçırınca bu müthiş fırsatı elinden kaçırmış oldu başkent ekibi. Anderson 27 sayıyla İsrail şampiyonunu sırtladı. Winston ev sahibi için 21 sayı yaparken Jabeer de 20 sayı ekledi kağıda lakin kritik anda takımının maçı kaybetmesinin de sorumlusu oldu bir nevii... Gershon ilk devre kaybedilen 13 topa işaret ederken Nando Gentile'nin son Maccabi hücumunda yapılmayan faulden bahsetmeyip “Bu zamana kadar iyi geldik Euroleague'de, şimdi biraz da İtalya ligini toparlayalım. Seyirci bizi alkışladı filan falan...” tarzı açıklaması da yadsınasıydı.

Puan Durumu

Takım G M
Maccabi 3-1
Roma 3-1
Caja Laboral 3-1
CSKA 2-2
Maroussi 1-3
Olimpija 0-4

Önümüzdeki Hafta

Olimpija-Roma
Maccabi-Maroussi
Caja Laboral-CSKA

D Grubu

Toplu Sonuçlar

Oldenburg-Real Madrid 61-104
Prokom-Panathinaikos 65-75
Milano-Khimki 68-72

Grubun ilk maçına gelenler, gene 100'lük olan bir başka ev sahibine tanıklık ettiler. Oldenburg Real Madrid'i yenmeyi düşünmüyordu belki maçtan önce ama katlanmayı da umduklarını söyleyemem. İlk çeyrek 16-28 bittiğinde maçın şekli de az çok belli olmuştu. Real Madrid'i izlemeye gelen Almanlar olduğunu düşünürsek seyirci de çok rahatsız değildi zannımca bu ofansif şovdan. 37-58'le devreye giden takımlar son çeyreğe 50-85 girdiler. Real Madrid'de 11 oyuncu skora katkı yaparken bunlardan 6'sı çift hanelere ulaştı, Darjus Lavrinovic başı 18 sayıyla çekti. Almanlarda 16 sayıyla Foster sivrildi. Maçtan sonra Oldenburg koçu Predrag Krunic “Oyuncularım Madrid oyuncularına biraz fazla saygı gösterdiler, doğru düzgün savunulmadan bile 4 top kaybettik” diyerek mücadele ve motivasyon eksikliklerine dokundurdu oyuncularının. Messina ise bu felakete rağmen oyuncularını neşelendirmeye çalışan seyirciye selam etti.

Grubun ikinci maçı Polonya'dan şen dönen Panathinaikos'undu. 3 yıldır elle tutulur bir başarısı olmayan Prokom en azından iç sahada güçlü takımlara karşı diş göstermek istiyor ama başaramıyor. 13-25 bitince ilk çeyrek, maçın da gidişatı belli olmuştu. Bir ara toparlanır gibi olsalarda devreye 33-45 girilip bir de Pana 3. çeyrekte ivmelenince maçın akıbeti de değişmedi. Ev sahibinde Jagla 22 dakikaya sığdırdığı 17 sayıyla direnmeye çalışanların başındaydı ama verimliliğiyle meşhur Pekovic'in kendi performansının altında olsa da gene de iyi sayılabilecek 17 sayısına Nicholas'ın da 17 eklemesiyle Yoncalar evlerine şen döndüler. Obradovic defansif sertlikten ve ciddiyetten oldukça memnundu maçtan sonra. Ne de olsa epeyce çekişmeli bir gruptalar.

Milano-Khimki maçı gibi kritik bir müsabakaya sahne olan D grubunda İtalyanlar hiç de istedikleri bir pozsyonda değiller. Onlar için hedef maç olabilecek bir maçı ellerinden kaçırdılar ve averajla da olsa grubun sonuna yerleştiler. Maça daha iyi giren Moskovalılar olsa da geriye hemen bir dönüş yapan Milano ilk çeyrekte ufak bir üstünlük kurdu. İkinci çeyrek başında yediği 10-2'lik seriye bu sefer hemen reaksiyon veren Ruslardı ve devre 35-31 sona erdi. 3. çeyrekte Langford'un etkili olmasıyla öne geçen Khimki 4. çeyreğin başında 0-10'luk bir seriyle maçı alacağını belli etti. Son geri dönüşüyle farkı 3'e kadar indirse de ev sahibi, son anlarda faul atışlarında sıkıntı yaşamayan Ruslar evlerine şen döndüler. Bu galibiyet Khimki'yi ilk üç yolunda epeyce umutlandırdı. Milano ise kendisini hiç ummadığı bir yerde buldu. Langford konuk takımı 17 sayısıyla taşırken İtalyan ekibinde Finley 19 sayı buldu.

Puan Durumu

Takım G M
Panathinaikos 3-1
Real Madrid 3-1
Khimki 3-1
Oldenburg 1-3
Prokom 1-3
Milano 1-3

Önümüzdeki Hafta

Khimki-Prokom
Panathinaikos-Oldenburg
Real Madrid-Milano

Kayda değer performanslar

+Taquan Dean (Unicaja) 30 sayı (7/12 3s), 4 hava topu, 2 top çalma
+Ioannis Bourousis (Olympiacos) 12 dakika, 23 sayı (4/4 2s, 2/2 3s, 9/10 1s), 29 verimlilik puanı
+Caja Laboral – 14/22 3s

İstatistik

Verimlilik

Oyuncu Takım Maç Ortalama
Darjus Lavrinovic Real Madrid 4-29
Matt Walsh Olimpija 4-26
Romain Sato Siena 4-21.5
Pete Mickael Barcelona 4-21
Linas Kleiza Olympiacos 4-20

Sayı

Oyuncu Takım Maç Ortalama
Matt Walsh Olimpija 4-24.5
Taquan Dean Unicaja 3-22
Darjus Lavrinovic Real Madrid 4-21
Nikola Pekovic Panathinaikos 4-19
Je'kel Foster Oldenburg 4-18.3

Hava Topu

Oyuncu Takım Maç Ortalama
Travis Watson Zalgiris 4-10.5
Joel Freeland Unicaja 4-8.8
Linas Kleiza Olympiacos 4-8.5
Aleksandar Maric Partizan 4-7.5
Ali Traore Asvel 4-7.5

Sayı Pası

Oyuncu Takım Maç Ortalama
Terrel McIntyre Siena 4-7.8
Omar Cook Unicaja 4-6.8
Bojan Popovic Rytas 4-6.5
Theodoros Papaloukas Olympiacos 4-5.5
Vassilis Spanoulis Panathinaikos 4-5.5

Top Çalma

Oyuncu Takım Maç Ortalama
Ibrahim Jabeer Roma 4-3.3
Jamont Gordon Cibona 4-3
Chuck Eidson Maccabi 4-3
Mindaugas Lukaiskis Asvel 4-2.5
Terrel McIntyre Siena 4-2.3

Top Kesme

Oyuncu Takım Maç Ortalama
D'or Fischer Maccabi 4-2.3
Stephane Lasme Maccabi 4-2
Darjus Lavrinovic Real Madrid 4-1.8
Tadas Klimavicius Zalgiris 3-1.7
Pape Sow Prokom 4-1.5

12 Kasım 2009 Perşembe

Gerçek mi yanılsama mı?..


Çoğu kişi için dün oynanan Siena maçı Fenerbahçe'nin bu sezon oynadığı en iyi maçtı. Buna en azından hücum performansı için katılabilirim. Lakin bir maçı sadece hücumla değerlendirirsek, üstelik değerlendirdiğimiz takım da bir Euroleague takımıysa orada bir durmak gerek.

Dün Fenerbahçe ilk çeyreğe 30 sayı sığdırarak başladı. Çok mu güzel?.. Değil. Geçen hafta aynısını Asvel de başarmıştı. Hücumda güzel olan çeşitlilik, topun içeri sıkca inmesiydi. 30 sayı atarken fakat, 21 yiyorsanız ortada bir koş koş tadından fazlası olmuyor. Ve bu performansı maç geneline yayamayıp sürekli düşüyorsanız ve dahi en kapasiteli hücum oyuncunuz hiç birşey veremiyorsa orada da bir durmanız lazım düşünmek için. Nitekim Siena ikinci çeyrekte maçı alacağını çok net belli etti. Üstelik bunu Lavrinovic olmadan başardılar.

O konuda da konuşalım. Siena için aslında kilit önemde bir oyuncu Ksistof. Zira dış oyuncularının etkinliği biraza da bu eli düzgün uzunun dışarı etkinliği kapasitesinden ve savunma gayretinden geliyor. Fakat savunmada Fenerbahçe Lavrinovic yokken Siena'dan 87 sayı yemeyi başardı. Düşünün, içeriyi çok iyi kullanamayan takıma, habire karavana atan Stonerook'a rağmen.

Normal şartlarda bütçe ve kadro düşünüldüğünde Siena'yla, üstelik de tam kadro iken hem İtalya'da hem de burada başabaş oynaması gereken takım azıcık direnç gösterdi diye sevinecek miyiz? Yenilen 87 sayı için birşeyler düşünmeden mi hem de?..

Bana göre dünkü maç yanılsamanın ta kendiydi...

10 Kasım 2009 Salı

WWW.REZILRESMISITE.ORG


Fenerbahçe-Montepaschi Siena maçına 24 saatten az bir süre kaldı. Rakibin resmi sitesinde maç değerlendirmesi, rakip analizi ve maç bilgileri güncellenmiş durumda; bizde ise tek satır yok. Tek kelime, tek resim, tek yorum, tek bilgi yok... Taraftar gelmiyor diye kıçını yırtanlar, işlerine gelmeyen her habere 2 dakikada yalanlama metinleri geçenler, iş taraftarını takımı hakkında bilgilendirmeye gelince kuruyup kalıyorlar.

Bir takım taraftarından ne kadar uzaklaştırılabilir diye sorsalar basketbol şubesi parmakla gösterilir. Diyecek bir şey bulamıyorum, kendi kendime sinir yaptığımla kalıyorum. Bıktım ben bu işten, neyin uğraşını veriyorum ki? Bilin ki o salonun boş olmasının sorumlusu taraftardan çok, bu bağı güçlendirmek yerine koparmaya uğraşan sizlersiniz. Biliyorum boşluğa bağırmak gibi olacak ama yine de yapayım, rahatlamış olurum:

İşinizi berbat yapıyorsunuz!

James White Rusya'da


Fenerbahçe'nin eski oyuncusu James White Avrupa'ya, bu sefer Rusya Ligi takımlarından Spartak St. Petersburg formasıyla geri dönüyor. Fenerbahçe'de şampiyonluk yaşadıktan sonra Avrupa macerasına ara veren White, Rusya'da sezona çok kötü bir başlangıç yapan ve koçu Trifunovic'in koltuğunun sallantıda olduğu Spartak'ın yolunu tutmuş. Şu anda 0-4 ile gidiyor Spartak, bakalım James White'ın 2. Avrupa macerası nasıl gelişecek...

Not: Unutmadan ekleyelim, sözleşmesi 1 yıllık...

09 Kasım 2009 Pazartesi

Yapsa Yapsa Blatt Yapar...


Kısılan bütçe, ayrılan oyuncular, kaybedilen koç derken CSKA Moskova sezona felaket bir başlangıç yaptı. Sidik zoruyla kazanılan Maroussi maçı, içeride kaybedilen Roma ve son olarak da deplasmanda Maccabi hezimeti... CSKA'nın elinde halen Avrupa'nın hatrı sayılır oyuncu topluluklarından biri var ama takımda bir şeyler gitmiyor belli, faturanın kesileceği yer de öyle...

Rusya Ulusal Takımı ile İspanya mucizesine imza atan ama kulüp takımlarıyla uzun süredir dikiş tutturaman David Blatt ile CSKA'nın adı geçiyor. Henüz sezonun başı olsa da Pashutin kredisini erken tüketti, bir de CSKA yönetiminden "Hocamızın arkasındayız" açıklaması geldi mi tamamdır. Mantıklı hamle olur; CSKA'nın Ulusal Takım'da da forma giyen yerli oyuncularını da daha verimli kullanabilecek, o ülkeyi de çko iyi tanıyan bir koçtur David Blatt. Halen elde iyi bir kadro varken, takım enkaza dönmemişken ayağa kaldırmak daha kolay; bunun için de en mantıklı adım koç değişikliği gibi gözüküyor. CSKA ayağa kalkacaksa bu işi anca Blatt yapar...

İtinayla Kılıf Uydurulur...


Montepaschi Siena'nın 2009-2010 sezonunda bugüne kadar oynadıkları tüm maçlar (hazırlık vs. de dahil):


Yaz Sezonu:

4/9 M.Siena-Lugano 76-60: Domercant 9, Mc Intyre 11, Sabbatino, D’Ercole 3, Eze 17, Carraretto 6, Sato 20, Rossetti 1, Ress 4, Iannuzzi, Marconato, Stonerook 5.

5/9 M.Siena-Air Avellino: 86-71 Domercant 10, Mc Intyre 8, Sabbatino, D’Ercole 4, Eze 5, Carraretto 14, Sato 19, Rossetti 3, Ress 7, Iannuzzi, Marconato 10, Stonerook 6.

7/9 M.Siena-Aris: 84-60 Domercant 18, Mc Intyre 12, Sabbatino, D’Ercole 6, Eze 2, Carraretto 8, Sato 15, Rossetti 2, Ress 8, Iannuzzi, Marconato 5, Stonerook 8.

10/9 M.Siena-Casale: 81-65 Domercant 6, Mc Intyre 5, Sabbatino, D’Ercole 2, Eze 20, Carraretto 14, Sato 17, Ress 5, Iannuzzi, Marconato 2, Stonerook 10.

12/9 M.Siena-Cimberio Varese: 90-47 Domercant 20, Mc Intyre 8, D’Ercole 4, Eze 10, Carraretto 3, Sato 17, Ress 8, Metreveli 3, Marconato 6, Sabbatino 1, Stonerook 10.

13/9 M.Siena-Virtus Bologna: 89-68 Domercant 9, Mc Intyre 25, D’Ercole 5, Eze 4, Carraretto 10, Sato 25, Sgobba, Sabbatino, Ress 2, Metreveli, Marconato 1, Stonerook 8.

16/9 M.Siena-Efes Pilsen 84-73 Mc Intyre 11, Eze 16, Carraretto 5, Sato 16, Ress 4, Stonerook 8; Domercant 20, D'Ercole, Marconato 4

19/9 M.Siena-Efes Pilsen: 86-76 Domercant 14, McIntyre 28, D'Ercole, Eze 12, Carraretto 4, Sato 14, Udom, Monaldi, Ress, Metreveli, Marconato 9, Stonerook 5.

26/9 M.Siena-Unics Kazan: 78-77 Domercant 13, Mc Intyre 11, Zisis 3, D’Ercole, Eze 6, Carraretto 5, Sato 10, Lavrinovic 23, Ress, Marconato, Stonerook 7.

27/9 M.Siena-Spartak S.Petersburg: 95-75 Domercant 23, Mc Intyre 6, Zisis 13, D’Ercole, Eze 3, Carraretto 10, Sato 12, Lavrinovic 17, Ress 5, Marconato, Stonerook 6

Süper Kupa:

4/10 M.Siena-Virtus Bologna 87-65 Domercant 8, Mc Intyre 15, Zisis 9, D’Ercole, Eze 9, Carraretto 3, Sato 19, Lavrinovic 9, Ress 1, Hawkins 6, Marconato 2, Stonerook 6

Lig:


Euroleague:


Nasıl olsa derdimiz "Siena ile fark neden bu kadar açıldı?" ya da "Bu ayardaki takımlardan neden 3 senedir maç alamıyoruz?" değil, nasıl olsa bugün yapılacak en iyi şey her sonuca bir mazeret üretmek, o zaman biz de yukarıdaki tabloyla kaybedilmesi kuvvetle muhtemel Siena maçı için ilgili kişilere yardımcı olalım. Siena'nın hazırlık maçları da dahil 19 maçlık serisi yukarıdadır...

08 Kasım 2009 Pazar

Teşekkür


Öyle bir koç ki düşünün ki mağlubiyeti, takımının son 2 dakikada konsantrasyonu kaybetmesine bağladığı bir maçta, o anlarda mola almamış olsun. Yaptıkları, yapacaklarının teminatıdır Karadağlı koçun. Sene sonunda elbet bir kılıf bulunur, "başarısız değildi" denir; sene içinde gönderilmeyeceği aşikar çünkü. Kendisine de, kendisinin (halen) burada olmasında emeği geçenlere de teşekkürü borç bilirim. Efes tarafından kendisiyle dalga geçen tezahüratlar yükselirken gülen Ali Koç neyi düşünüyordu acaba? Teşekkürler, hepinize...

Kral'ın Gidişi


"Fenerbahçe Ülker Basketbol takımımızda disiplinsiz davranışları dolayısıyla bir süre önce kadro dışı bırakılan ABD'li oyuncu Willie Solomon'un sözleşmesi yapılan görüşmelerin sonucunda dostane bir şekilde, karşılıklı olarak feshedilmiştir.

Kendisine Kulübümüze katkılarından dolayı teşekkür eder, bundan sonraki spor yaşamında başarılar dileriz.

Fenerbahçe Spor Kulübü"

"Dostane bir şekilde" lafı da komik duruyor. Tazminat vs. gibi maddi detaylar merak konusu ama bu merakı gidermemiz pek mümkün olmayacaktır. Bu defa geliş ve gidişi tatsız oldu ama yolu açık olsun...

2009-2010 ULEB Euroleague 3. Hafta


A Grubu

Toplu Sonuçlar

Fenerbahçe-Cibona 67-62
Zalgiris-Barcelona 70-77
Asvel-Siena 65-82

A grubunun zirvesi, iki faşo ağanın bir biriyle oynayacakları maçlar gerçekleşmeden tam şekillenmeyecek, bu belli fakat daha açık, seçik belli olan, ilk ikinin doğrudan talibi olan Siena ve Barcelona'nın oynadıkları oyun ve kadro yapıları itibariyle grubun diğerlerinden iki kademe yukarıda oluşları. Zalgiris deplasmanına konuk olan Barca, kendisini fazlaca sıkmadan 3. galibiyetine uzandı. Karşılıklı basketlerle geçen ilk çeyrekte 21-23 üstün olan konuk takım, seyircinin tamamen doldurduğu salonda maksimumunu vererek oynayan ev sahibine karşı deplasmanların coşkun forveti Mickael ile üstünlüğü kaptırmazken, 3. çeyrek sonlarında arttırdığı ivmeyle farkı çift hanelere çekti ve son anlarda bir silkinişe geçen rakibine yakalama fırsatı vermeden evine mutlu döndü. Pete Fenerbahçe deplasmanı gibi Litvanya'da da takımın en iyisiydi. 22 sayıyla maçı noktaladı. Ev sahibindeyse Begic 20 sayıyla çabalayanlar arasında en baştaydı. Ona 17 sayılık katkı yaşlı ama güzel oyuncu Marcus Brown'dan geldi.

Klasik deyimle Asvel galibiyetinin anlam kazanması için Cibona'yı yenmesi gereken Fenerbahçe, bu amacına ulaşarak Barca ve Siena'nın hemen arkasına kapağı atmış durumda. Herşey güzel, hoş da, Fenerbahçe'nin bir türlü ritm bulamayan hücumu ve istikrar gösteremeyen savunması ne olacak denirse, cevap maalesef yok. Greer istediği sürenin yarısını alıyor, Giricek bir türlü beklenen seviyeye çıkamıyor, Seolomon'un olmayışıyla 1 numara rotasyonu (ne, rotasyon mu?) çok tekleyecek gibi görünüyor... Cibona'ya karşı bu derece zorlandıysa sarı kanarya, Siena'ya karşı ne yapacak top getirirken? Maça iyi başlayan temsilcimiz savunmada fena değil gibiyken hücumda boş şutları kaçırıp organizasyondan uzak oynayınca çeyrek 11-18 Hırvatların oldu. Fakat 16-0 gibi muazzam bir seriye sahne olan 2. çeyrek işlerin olması gerektiği gibi olacağına işaret ediyordu fakat bir anda tekrar rüzgar tersine döndü ve farkı bir ara 10 sayıya çıkaran sarı lacivertliler devreye beraberlikle girdi. İvmeyi ve daha sonra maçı lehimize çeviren 40 yaşındaki kaptan olunca bu takımın niteliğini daha çok sorgular oluyor insan. 3 adet temiz üçlükle Masic yaşlandığını ama eskimediğini ve yenilmediğini gösterdi. 49-42 biten 3. çeyrekten sonra maç kolaylandı. Elektrik sorunu yüzünden 4. çeyrekte 15 dakikalık bir ara verildi ve son anlara takım 9 sayı önde girdi. Farkı daha da arttırabilir miyizi sorarken herkes cevap tatsız oldu Cibona'dan. Tanjevic'in attığı su şişesinden çıkan suya basan Greer'in kaptırdığı topla Cibona farkı 5'e çekti. Hoş, şu haliyle bu durum Cibona'nın zaten işine yaramaz ama Fenerbahçe açısından her maç değişik bir komedya-trajedya biçiminde zuhur etmeye devam ediyor, onu ne yapacağız?.. Oğuz Savaş 14 sayı, 10 hava topuyla takımın iyisiydi. Lakin Giricek ve Greer'in 18'er dakika almalarına ne demek gerek, bilemiyoruz. Konuk ekipte Gordon 15, Graves 14 sayıyla direnen isimler oldular. Bakalım Kanarya bu hafta Siena ile ne tarz bir drama oynayacak? Siena da bu sene daha bir acayip Allah'lar korusun...

Ha, ne diyorduk. Siena, evet. Onlar da enteresan bir gövde gösterisini Fransa'da sergilediler bu hafta. Asvel'in İtalyanlara karşı maçtan önce bir galibiyet beklentisi var mıydı bilinmez ama ilk çeyreğin son saniyelerinde skor 29-8 olunca “noluyor lan?” ın Fransızcası salonda yanklılanmıştır eminim. Ama tabii karşılarındaki takım Fransa 2. lig takımı değil. Hal böyleyken farkı 21'e çıkarınca
“noluyor lan?” diyen Fransızlar, 2. çeyrekte sadece 3 sayı atarak bu alandaki rekoru egale edince de (bir önceki rekor da Efes Pilsen'inmiş bu arada Le Mans'a karşı) Siena'ya yakalandılar ve “esas şimdi noluyor?” diye içecek filan almaya gittiler devre arası, malum boğazlar kurumuştur. “Abi madem tokadı vurdum, bir iki de tekme ekleştireyim de israf olmasın” diye Siena'nın atletik ve aç kurtları farkı 3. çeyrek sonunda 11'e, maç sonunda da 17'ye çekerek fantastik bir deplasman galibiyetine imza attılar. İlk çeyreğinde 29 sayı yediği maçı 65 sayı yiyerek kazanan korkunç bir takım Siena. Keşke bu hafta başka takımla oynasalardı. 23'ü ikinci devre olmak üzere 33 sayı atan Afrika'lı Sato geceye damgasını vuran oyuncuydu. Ev sahibindeyse Dixon 20 sayıyla maçı noktaladı. Maçtan sonra böyle bir 2. çeyrek beklemediğini söyleyen Asvel koçu Vincent Collet'e "Sen onu bir de Cibonalılara sor" demek istiyorum. Sanki öyle bir ilk çeyrek bekliyormuş da... Hayret bir olgu...

Puan Durumu

Takım G M
Siena 3-0
Barcelona 3-0
Fenerbahçe 2-1
Zalgiris 1-2
Asvel 0-3
Cibona 0-3

Önümüzdeki Hafta

Fenerbahçe-Siena
Barcelona-Asvel
Cibona-Zalgiris

B Grubu


Toplu Sonuçlar

Olympiacos-Rytas 97-73
Unicaja-Efes Pilsen 93-88
Partizan-Orleanaise 78-71

Grubun açılış maçı, bütçesi oynadığı oyuna pek de yansımayan Yunan Olympiacos'un nağmağlup Rytas'ı konuk etmesiydi. Maçın daha açılışında taraftarın da etkisiyle gaza gelen Pire takımı Childress'in 10 sayısıyla ilk çeyrekte farkı 10 sayıya çıkardı. 2. çeyrekteyse gaza gelen, hakkında aldığı hayvani paranın hakkını verecek mi diye sorulan Kleiza'ydı. Bu çeyreğe de o, 12 sayı sığdırınca fark epeyce açıldı ve Rytas için minimum 12 sayıdan işlem gördü. Böylelikle barış ve Dostluk Spor Salonu kolay bir Olympiacos galibiyetine sahne olmuş oldu. Böylece geçen haftayı telafi eden Yunanlılarda Kleiza 20, Childress 18 sayıyla mücadeleyi noktaladılar. Teodosiz de hiç kaçırmadan 12 dakikaya 12 sayı, 4 sayı pası sığdırdı. Konuk Litvanyalılarda Bjelica 16, Jomantas 15 sayıyla öne çıkan isimlerdi. Maçtan sonra Kurtinaitis'in “Olympiacos şöyle iyi, böyle güçlü, zaten başlamadan kazanmışlardı” tarzı açıklamaları da enteresan. Sen kendi takımına baksana ağa?..

Grubun bir gün sonra oynanan diğer maçında temsilcimiz Efes Pilsen, Malaga deplasmanına konuk oluyordu. Çok da istedikleri gibi geçmeyen ilk devrenin ardından daha beterini 3. çeyrekte gören lacivertliler 17 sayılık bir farkla geri düşmüşlerdi ki Ender Aslan olaya müdahale etme ihtiyacı duydu. Takımı ateşledi, verdiği sayı paslarıyla gelen seriler 4. çeyrekte bir ara öne bile geçmelerini sağladı. Son 2 dakikaya girerken skor 73-73'dü ve işin ilginci maç da böyle bitti. Ama uzatma periyodu temsilcimiz için tam bir kabus oldu. 5 dakikaya sığan 4 Malaga üçlüğü işi bitirdi ve bu çok kritik maçtan eli boş döndü Efes. Taquian Dean 17, Joel Freeland 15 sayı, 9 hava topuyla oyunu bitirdiler. Onlara epeyce de çift hane katkı geldi. Efes'te ise Thornton 19, Kaya ve Nachbar 17 sayı attılar. Fakat Kaya son anlarda 2 kritik serbest atış kaçırarak herşeyi berbat etti.

Grubun son maçıysa iki en zayıf halka arasındaydı. Etkileyici sezonlarının arasına, o sezonları sırtlayan oyuncuları nakite çevirerek nekahat dönemleri yerleştiren Partizan, bu sene de böyle bir nekahat döneminde. İlk üç maç sonunda diş geçirebildiği tek takım Fransız Orleanaise. Onu da ancak evlerinde oynadıkları maçın son anlarında başarabildiler. Dengeli geçilen ilk çeyrekten sonra ufak bir farkla soyunma odasına önde gitti Partizan. Fakat 4. çeyrek başlarken fark sadece 2 sayıydı. McCalebb'in istekli oyunuyla fark açılsa da skoru 74-71'e getirmeyi başaran Fransızlar umutlandılar lakin Maric son sözü söyleyen oyuncu oldu aldığı kritik hücum hava topuyla. Maçı 18 sayı, 9 hava topuyla noktalayan Maric'e en büyük katkı McCalebb'den geldi 15 sayıyla. Konuktaysa Doellman 16 sayı, 8 hava topuyla mücadele etti.

Puan Durumu

Takım G M
Unicaja 3-0
Olympiacos 2-1
Rytas 2-1
Efes Pilsen 1-2
Partizan 1-2
Orleanaise 0-3

Önümüzdeki Hafta

Olympiacos-Efes Pilsen
Rytas-Partizan
Orleanaise-Unicaja

C Grubu


Toplu Sonuçlar

Maccabi-CSKA 71-54
Maroussi-Roma 71-83
Olimpija-Caja Laboral 76-82

Grubun ilk maçında Roma, seyircisiz ve değişik bir takım olan Yunan Maroussi'ye konuk oldu. Bulduğunu değil, umduğunu yiyen İtalyanlar mühim bir galibiyetle evlerinin yolunu tuttular ama daha önemlisi bu galibiyetin, kendilerini hiç sıkmadan gelmiş olması. Yunanistan gibi ekol sahibi bir ülkenin takımı için düşündürücü bu vaziyet. Roma maça çok iyi başladı, farkı 10 sayıya çıkardı, 3. çeyrekle beraber oyunu kontrol edip son çeyrekte de rahatça maçı noktaladı. CSKA ve Caja Laboral galibiyetlerinin ardından normal bir sonuçtu bu. Efektif bir oyunla 16 sayı kaydeden Winston Roma'nın en etkili oyuncusuydu. Ona 14 sayıyla Jabeer eşlik etti. Kendisinin 7 sayı pası ve 3 de top çalması var ayrıca. Ev sahibindeyse Jamon Lucas 15 sayıyla direnen isimdi.

Grupta devlerin kapışması olarak niteleyebileceğimiz diğer maç Maccabi'nin CSKA'yı konuk etmesiydi. Ancak maç, hiç de ismine yakışır şekilde bir maç olmadı. Daha ilk çeyrekte hemen on sayı öne fırlayan İsrail şampiyonu daha sonra hiç arkasına bakmadan maçı alıp götürmeyi başardı. Maçın ilk çeyreğinde 7 sayıda kalan CSKA, Hiçbir çeyrekte rakibine üstünlük kuramazken toplamda 24 top kaybı ve 3/21 3 sayı yüzdesiyle maçı bitirdi. Eidson 16, Lampe 15 sayıyla öne çıktılar Maccabi'de. CSKA'da ise göze batan sadece Siskauskas'ın 12 sayısı. Maçtan sonra Gerson'un “Defansla da maç kazanabileceğimizi gösterdik” açıklaması bana birazcık politik gibi geldi yalnız, belirtmekte fayda var.

Grubun son maçındaysa Caja Laboral, her zaman kazanmaya alışık olduğu Olimpija deplasmanından gene zaferle döndü fakat bu kazanç onlar için, çok da kolay olmadı. Maça iyi başladı Bask ekibi ve ilk çeyrekte 7 sayı olan üstünlüğünü 2. çeyrekte 11'e kadar çıkardı. Fakat maçın ilk yarısında 7 sayı üreten Matt Walsh ikinci yarıda coşmaya karar verince fark eridi ve bir ara Olimpija öne bile geçti. Fakat son sözü söyleyen Caja'nın gardı Huertas oldu ve İspanyollar, en azından şimdilik CSKA'nın durumuna düşmekten kurtuldular. Huertas 21 sayıyla takımını taşırken e sahibinde geceye damga vurabilecek bir performans ortaya koyan ve ikinci yarı 20 sayı kaydeden Walsh 27 sayıyla maçı noktaladı. Vidmar'ın da kısa süreye 8 sayı sığdırdığını söyleyelim.

Puan Durumu

Takım G M
Roma 3-0
Maccabi 2-1
Caja Laboral 2-1
CSKA 1-2
Maroussi 1-2
Olimpija 0-3

Önümüzdeki Hafta

CSKA-Olimpija
Roma-Maccabi
Maroussi-Caja Laboral

D Grubu

Toplu Sonuçlar

Khimki-Oldenburg 77-72
Prokom-Milano 88-83
Real Madrid-Panathinaikos 80-70

Evinde Real Madrid'i yenerek Euroleague'e fiyakalı bir başlangıç yapan Khimki'nin bu havasını, Almanya'dan gelen bir şampiyon neredeyse söndürüyordu geçen Çarşamba. Eğer maçın sonlarında yaşadıkları faul sorunu ve Khimki'nin müstesna serbest atış yüzdesi biraz farklı olsa, Rusya deplasmanından bir galibiyet çıkarmaları çok olasıydı. Hem de önemli olacaktı zira haftaya Madrid'i konuk edecekler ve yenemezlerse üst üste 3. mağlubiyetleri olacak. Maça ev sahibi hızlı başladı ve 15-3'ü buluverdiler. Fakat iş disipliniyle tanınan Almanların bir cevabı vardı ve devreye 7 sayı önde girecek kadar öz güven sahibiydiler. Khimki mücadele koyup öne geçse de tamamı Je'Kel Foster'dan gelen 10 sayı ve Carter 'ın üçlüğüyle son çeyrekte skor bir ara 55-62 oldu. Ama faul sorunu baş gösterince Alman ekibi daha fazla direnemedi ve maçı da zorla kaybettiler. Ev sahibine maçı getiren kariyer maçını oynayan Jankunas oldu 23 sayıyla. Deplasman takımındaysa Foster 17 sayıyla mücadeleyi noktaladı.

Günün bir diğer maçında Polonya şampiyonu Prokom, Milano'yu konuk etti. Şiddetle galibiyete ihtiyaç duyan ev sahibi ilk çeyreğinde 9 sayı geriye düştüğü maçı ikinci çeyrekten itibaren ivmelenen bir ofansif performansla kazanmayı bildi. 4 sayı önde girdikleri devreye farkı koruyarak devam eden Prokom'da günün yıldızı Logan'dı. Maçın ilk yarısına 17 sayı sığdıran Amerikalı gard maçı da 23 sayıyla noktalayıp takımına ilk zaferi hediye etti. Ona en büyük destek 15 sayı, 10 hava topu, 3 sayı pası, 3 top çalma ve 2 top kesmeyi top kayıpsız gerçekleştiren Sow'dan geldi. Konuk Milano'da ise Finley 25, Petravicius 20 sayıyla ellerinden geleni yaptılar ama yeterli olmadı.

Grubun en önemli maçı Madrid'de iki doğrudan F4 adayının kapışmasıydı. Madrid ekibinde Messina'nın varlığı iyiden iyiye hissedilmeye başlandı; nasıl ki Rusya'da yokluğu dibine kadar hissediliyorsa. Maça şampiyon gibi başlayan Panathinaikos hemen her pozisyonda Pekovic'i bularak karşılaşmanın ilk anlarını kolayca domine etti. Lakin Madrid ekibi ikili sıkıştırmalarla bu etkinliğe son verip 2. çeyreğin başlarındaki 12-23 skorunu beğenmediğini vurguladı ve Panathinaikos gibi bir takımı devrenin son 8 dakikasında sayısız bırakıp 34-28'le soyunma odasına gitmeyi başardı. Sonrası ise yavaştan açılan fark ve Real'in kontrolünde geçen bir oyundu ve bu sonuçla İspanyollar zirve iddialarına devam ettiler. Kaukenas 17, Lavrinovic 15 sayıyla takımlarını sırtlarken Pekovic'in 22 sayısı Yunan takımına yetmedi. Bu grup gerçekten enteresan. Galibiyeti ve mağlubiyeti olmayan takım mevcut değil.

Puan Durumu

Takım G M
Panathinaikos 2-1
Real Madrid 2-1
Khimki 2-1
Oldenburg 1-2
Prokom 1-2
Milano 1-2

Önümüzdeki Hafta

Oldenburg-Real Madrid
Prokom-Panathinaikos
Milano-Khimki

Kayda değer performanslar

+Romain Sato (Siena) 33 sayı, 6 hava topu, 2 top çalma
+Milos Teodosic (Olympiacos) 12 dakika, 12 sayı (3/3 2s, 2/2 3s), 4 sayı pası
+Pape Sow (Prokom) 15 sayı, 10 hava topu, 3 sayı pası, 3 top çalma, 2 top kesme, 0 top kaybı
---------------------------------
-CSKA Moskova – 3/21 3s, 24 top kaybı

İstatistik

Verimlilik

Oyuncu Takım Maç Ortalama

Ksistof Lavrinovic Siena 1 34
Darjus Lavrinovic Real Madrid 3 32
Curtis Borchardt Asvel 1 28
Tiago Splitter Caja Laboral 3 25.7
Matt Walsh Olimpija 3 25.3

Sayı

Oyuncu Takım Maç Ortalama

Ksistof Lavrinovic Siena 1 26
Matt Walsh Olimpija 3 25.7
Darjus Lavrinovic Real Madrid 2 22
Romain Sato Siena 3 20
Curtis Borchardt Asvel 1 20

Hava Topu

Oyuncu Takım Maç Ortalama

Travis Watson Zalgiris 3 10
Ronnie Burrell Prokom 3 8.3
Paulius Jankunas Khimki 3 8
Joel Freeland Unicaja 3 8
Ksistof Lavrinovic Siena 1 8

Sayı Pası

Oyuncu Takım Maç Ortalama

Terrel McIntyre Siena 3 9.3
Bojan Popovic Rytas 3 7
Omar Cook Unicaja 3 7
Ricky Rubio Barcelona 3 6.3
Vassilis Spanoulis Panathinaikos 3 5.7

Top Çalma

Oyuncu Takım Maç Ortalama

Ibrahim Jabeer Roma 3 3
Jamont Gordon Cibona 3 3
Chuck Eidson Maccabi 3 3
Michalis Pelekanos Maroussi 1 3
Ksistof Lavrinovic Siena 1 3

Top Kesme

Oyuncu Takım Maç Ortalama

D'or Fischer Maccabi 3 2.3
Stephane Lasme Maccabi 3 2
Curtis Borchardt Asvel 1 2
Ömer Aşık Fenerbahçe 3 1.7
Pape Sow Prokom 3 1.7

Gol Sevinci?


Şimdi bu adam bir daha gol atar mı? Bir gol için bir tarafı kaptırmaya değer mi? Yazık...

07 Kasım 2009 Cumartesi

Fitch'siz Olmaz


Fuenlabrada-Valencia maçının ilk 2 çeyreğini izleyip Trabzon-Beşiktaş maçına döndüm, kumandanın sahibi halen babadır evde, ben de epeydir 2 takımın maçını izlemediğimden çok ses etmeyip kaderime razı oldum. Tabii bunda Fuenlabrada'nın kolunun kanadının kırılmış olması, Fitch'i sakatlığa kurban vermeleri ve Valencia'nın kadro olarak çok ağır basması da etkili olmuştu; maçın tadı kaçmıştı.

Fuenlabrada yepyeni bir takım, kadroları baştan aşağı yenilendi. Brad Oleson, Saul Blanco, Kristaps Valters ve Antonio Bueno gibi geçen sene Play-Off yapan kadronun bel kemiği olan isimleri kaybettikten sonra bu yaz kadroyu tamamen değiştirdiler. İlk 5 haftada elde edilen 4-1'lik tabloda en öne çıkan isimler Gerald Fitch ve Esteban Batista'ydı. Chris Tomas (ki görüp görebileceği en iyi takımda oynuyor bana göre) ve Tal Burstein'ın da sayılabileceği bu kadronun yaptığı başlangıç herkesi şaşırtmışken bir önceki hafta gelen ilk mağlubiyetin bu hafta güçlü Valencia karşısında telafi edilip edilemeyeceği merak konusuydu. Valencia da aynı galibiyet sayısıyla sezona başlamış, hafta içinde de Rawle Marshall'ı gönderip Thomas Kelati'yi kadrosuna katmıştı.

Valencia kadro olarak Real-Barça-TAU üçlüsünün arkasında, Malaga'nın çok yakınında bana göre. Malaga'ya göre artıları guardlarının daha iyi olması, Nando De Colo-Rafa Martinez ikilisi onlar için ideal, sıkıntıları ise arkalarının güçlü olmaması. Kelati Marshall'dan daha çok katkı verecektir ki bu maçta da bunun sinyallerini verdi bana göre... Bu maç için ekstra katkı Lishchuk'tan geldi, 3/4 3 sayı yüzdesi ile rakibin guardını düşüren isimlerin başında geldi, Perovic'in de katkı eksikliğini telafi etmiş oldu. Takımda Victor Claver ve Nando De Colo gibi heyecan verici gençler var ve bu da benim adıma Valencia takibini daha da keyifli kılıyor.

Fuenlabrada ise benim izlediğim çeyreklerde Fitch'in önce Rafa Martinez, ardından da Kelati tarafından kilitlenmesiyle resmen durdu; Fitch sakatlanıp kenara geldiğinde de moraller tamamen çöktü. 24-46 idi devre skoru, Maçın başında skor üreten Batista da oyundan düştüğü için Fuenlabrada'nın maçtan galibiyet çıkarması mucize gibi gözüküyordu. 2. yarıyı izleyemedim ama Fitch oyuna dahil olmuş, toplamda 9 sayı üretmesine rağmen 2/7 (2 sayı) ve 1/7 (3 sayı) gibi düşük yüzdelerde kalmış. Sanırım bir ara 7 sayı civarına inmiş maç ama sonuçta Valencia son darbeyi vurup maçı almış. Claver, Pietrus ve Lishchuk'un ribaund katkıları ile ortaya 41-23'lük ölümcül bir üstünlük çıkmış.

Sonuçta beklenen olmuş, Valencia maçı, maç öncesinde beklenenden çok daha rahat (67-82) kazanmış. 2. yarıyı izleyip -mış, -muş sayısını azaltmak isterdim. Valencia benim adıma bu ligin en keyifli takımı, tepedekiler hariç. Kelati takıma ısındığında çok daha iyi olacaklar, bir de tabii Perovic ve Nielsen'in uzun rotasyonunda verecekleri önemli. Fuenlabrada için cicim haftaları geride kalmış gözüküyor. Aslında yeni bir takım olmaları itibariyle kötü başlayıp ilerleyen haftalarda biraz toparlamaları beklenebilirdi ama onlar tam tersi bir senaryo ile giriş yaptılar, genelde bu senaryonun sonu hayır olmaz ama bakalım... Geçen sene yaptıklarını yapıp Play-Off görmeye çalışacaklardır ama işleri kolay değil, zira ilk 6 bileti halihazırda ayırtılmış durumda (ki 0-5 ile başlasa da Malaga oraya girecektir, zaten bu akşam Murcia'yı 30 sayı ile geçerek ilk adımı attılar); bu takımların dışında kalan Sevilla, Gran Canaria ve hatta ilerleyen haftalarda daha iyi olacağını düşündüğüm Bilbao da buraya aday takımlardan. Onlar adına en önemli nokta Fitch'in performansı, ligdeki takımlar da onun üzerine daha fazla oynadıkça vereceği katkı düşebilir; o olmadan olmaz...

Beşiktaş-Telekom


Açıkçası maçı Beşiktaş'ın kazanmasını bekliyordum, Telekom'un savunma düşüklüğü ve hücumdaki opsiyon azlığı bu ligde deplasmanda maç kazanmak adına onları çok zorlar düşüncesindeydim. Dış şuta bağımlı, soktukları zaman kazanabilen bir takım Telekom; kimi yense sürpriz olmaz ama tam tersi de kimseyi şaşırtmamalı. Beşiktaş Chatman gibi bir guard ve Baxter gibi kalıplı bir uzunla zaten zirveye oynayan takımların dışındakilerin bir adım önüne geçiyor, bir de yakalamış oldukları genel hava da onlar adına ekstra avantaj. Newley'in kontratında yazan meblağ ne kadar bilmiyorum ama bol sıfırlı bir sözleşmesi olmadığını varsayarak onu da iyi transferler arasına yazıyorum. Eğer maddi sorunlar ve sakatlık yaşamazlarsa Fenerbahçe ve Efes'in ardından ismi yazılacak ilk takım Beşiktaş...

28 asist yaptı siyah-beyazlı ekip, 9'u Chatman'dan, 9'u da Muratcan Güler'den geldi. Beşiktaş'ın bir avantajı da Fenerbahçe ve Efes'in tekelinde olan iyi yerli oyuncu kadrolarının dışında kalan Muratcan, Haluk ve Cevher gibi oyunculardan katkı alabiliyor, onları takımın önemli oyuncuları yapabiliyor olmak. Engin de var ama ondan faydalanamadılar, onun kendini bulacağı yer burasıdır ya da bulması gereken diyelim... Baxter gittikçe daha iyi oynuyor, büyük kazanç Beşiktaş için bu oyuncu. Chatman da Baxter da bugün çoğu EL takımında katkı verebilecek isimler. Özellikle Chatman açık sahada çok iyi, takımı 1-2 vites yukarı çekebilen bir isim. Bugün Telekom'u hızlı hücumlarla perişan ettiler ki Telekom da genel itibariyle atlet bir takım. Baxter ile başa çıkacak oyuncusu olmaması Telekom'un en büyük handikapı oldu, Dudley sadece orta mesafe şutu zorlayan ve içerideki itiş-kakışa yatkın olmayan bir oyuncu; C.Lang de erkenden sakatlanıp çıkınca orada eli iyice zayıfladı Telekom'un, sonuçta Baxter kariyerinin en iyi maçlarından birini çıkardı.

Sonuçta Beşiktaş 19 sayılık bir galibiyete ulaştı. Aslında son çeyrekte değişen kadro skorun bu civarlarda gezinmesine neden oldu, yoksa maç 30+ bir farkla bitmesi muhtemel bir seyirde gidiyordu, son çeyrek skoru 9-18 zaten... Beşiktaş değerli bir galibiyet aldı, Telekom'un da 2. deplasman mağlubiyeti oldu. Telekom bu sene bu şekilde çok maç kaybedecektir, Murat Özyer ve kurduğu takım da Telekom'un yıllardır yaşadığı sınıf atlama sorununu çözemeyecek. Beşiktaş, bu paralara kurulabilecek en iyi kadrolardan birini kurdu; bu iyi gidişatın devamı için maddi sorunların takımdan uzak tutulması gerekiyor.

Bir de notum var, sağda-solda Fenerbahçe'nin boş salona oynaması konuşulurken bugünkü maç bir kez daha bu sorunun Fenerbahçe'ye özgü bir sorun olmadığını gösterdi. Elbette Fenerbahçe'de müthiş bir organizasyonsuzluk hakim ancak bu ülkede basketbola olan ilgi takım kalitelerinin çok ama çok gerisinde... Taraftar kadar idarecilerin de kendilerine pay çıkarması bu sorunun çözümü için esastır.

En Güzel Bir Şey...


Geç kaldım bu haberi geçmek için, vamosbien.org'dan da ulaşılabilir ama buraya da aktarayım istedim. Sırtımda o formayı taşımaktan daha güzel ve anlamlı bir olay varsa o da bir çocuğun üzerinde o formayı görmektir. Bir Vamos üyesi olmanın mutluluğunu benim adıma pekiştiren bu organizasyonda emeği geçen tüm dostlara teşekkürü borç bilirim:

öyle ağlasam, öyle ağlasam ki çocuklar
size hiç gözyaşı kalmasa
öyle üşüsem, öyle üşüsem ki çocuklar
size hiç soğuk kalmasa
öyle acılar çeksem, acılar çeksem ki çocuklar
size hiç acı, hic ama hiç acı kalmasa
öyle gülseniz, öyle gülseniz ki çocuklar
gülmeyen hiç kimse, hiç ama hiç kimse kalmasa…

Aziz NESİN

Herşey o çakmak çakmak gözlerin gülmesi için..
O formaları üzerlerine giydiklerinde parıldayan gözlerini görmek,Fenerbahçe’li olmanın gururunu bir kez daha yürekten yaşattı bizlere..Onların o kocaman yüreklerini Fenerbahçe sevgisiyle doldurduğumuzu görmek bizim için büyük bir mutluluktu..Bu sezon öncesi Vamos Bien olarak kombinelerimizi alırken kombine alanlara kulübün hediye olarak vereceği formaları nasıl değerlendirebiliriz düşüncesinin sonunda alacağımız formaları ihtiyaç sahibi olan küçük yaştaki kardeşlerimize verme fikrinde karar kılmıştık..Bununda nasıl isabetli bir karar olduğunu formaları yerine ulaştırıp o küçük kardeşlerimizin gözlerinin nasıl mutlulukla güldüğünü gördüğümüzde anladık..İlk kez yaptığımız ve farklı şekillerde devamını getirmeyi düşündüğümüz bu organizasyonu Muş-Merkez-Sungu-Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulu’nda gerçekleştirdik..Formaları küçük kardeşlerimize ulaştırmamızda bizlere yardımcı olan aynı okulda görevli sevgili öğretmenimiz Aysu PARMAKSIZ’a bizlerle Fenerbahçeli kardeşlerimiz arasında bir köprü olduğu için teşekkürlerimizi bir borç biliriz..Vamos Bien olarak Fenerbahçe sevgisiyle çarpan her yüreğin yanında olacağız..
Mitralyöz
VAMOS BIEN

06 Kasım 2009 Cuma

Bilet Nerede?


Maça 2 günden az var, ortada bilet yok, açıklama yok, yok oğlu yok. Giderek daha da sevimli bir hal almaya başlıyor bu iş, sonu hayrola...

Messina'ya Saygı


Maçı izleyemedim, sadece sizlerin de görebildiği istatistik sayfalarını inceleyebildim. Üstelik bir de Real Madrid'i günahım kadar sevmeme huyum var ama buna rağmen Messina'ya saygı kısmını es geçmeyeyim dedim. Ne yapmaya çalıştığının ya da bugüne kadar neler yaptığının en güzel kanıtı bu seneki Real Madrid ve CSKA Moskova takımları. Biri yükseliyor, diğeri tepetaklak gidiyor. Neyse, son şampiyonu geçen ve yavaş yavaş istediklerini yapmaya başlayan Messina'ya selam gönderelim.

Emir Preldzic’ten Oyun Kurucu…


Noktalı kısmı nasıl dolduracağım anlaşılmıştır herhalde, bu çocuktan oyun kurucu olmaz. 2.06’lık bir oyuncunun top sürme ve penetre kabiliyetinin gelişmiş olması ya da saha görüşünün olgunluk seviyesinin yüksekliği ona guard vasıflı bir oyuncu olma özelliği katabilir ama oyun kuruculuk farklı bir pozisyondur. “Bir takım oyun kurucusu kadar konuşur” lafı çok iddialı gibi görünse de aslında kısmen doğrudur, o pozisyonda yeterli olmayan takımların üst düzey başarı elde etme konusunda her daim sıkıntıları olmuştur ya da bir seviyeye kadar gelip orada takılmışlardır.

“Oyun kurucu vasıflı oyuncu” dedik, iyi bir oyun kurucunun yanında takım içinde böyle oyunculara sahip olmak korkunç bir artı sağlar takımlar için. Emir’in mevcut özellikleriyle beraber soyunması gereken rol de budur, takımın saha içindeki beyni ya da o beynin yardımcısı olmaktır. Hele ki oyun kurucusu Greer gibi önceliği skor üretmek olan bir oyuncunun öndeliğindeki takımda Emir gibi oyuncuların varlığı önem kazanır.

Şutu istikrarlı bir oyuncu değil Emir ve bu şut stiliyle birlikte hiçbir zaman güvenilir bir şutör olacağını da düşünmüyorum açıkçası. Savunma konusunda da telaşlı ve dengesiz yapısı nedeniyle çok iş yapmaya çalışırken asıl yapması gerekenleri yapamadığını, vücut koordinasyonunu yeterince sağlayamadığını düşünüyorum. Bu gibi eksileri bir yana, başta da belirttiğim kabiliyetleri nedeniyle kıymetli oyuncu Preldzic. Hele ki önünde daha iyi bir oyuncu olacaksa Emir, sorun çıkartmayacak yapısıyla da (Tanjevic yüzünden bu laftan nefret eder oldum ama) rotasyona uygun bir isim.

Böyle bir oyuncunun ve onun gelişiminden sorumlu kişilerin hedefi Preldzic’in en temel eksiklerinin üzerine gitmek olmalıyken onun pozisyon olarak esnekliğinin suyunun çıkartılması ve 1 numarada süre almasını, üstelik bunda uzunca bir süre ısrarcı olunmasını anlayamıyorum, tıpkı 4 numaradaki tercihlerimizi anlayamadığım gibi… Emir ve takım için en iyisi Giricek’in yanında ve hatta, onun sağlık-form durumlarına göre, önünde süre almasıdır. 40 yaşına gelmiş olsa ve zaten, hiçbir zaman çok iyi savunmacı değilken, ayaklarının iyice yavaşlamasıyla birlikte bu konuda hepten sıkıntı yaşamaya başlayan Damir bu takımın 2. Oyun kurucusudur. Fanteziye lüzum yok…

04 Kasım 2009 Çarşamba

Her Şey Güzel Olacak!


Marko'nun ve Umut'un Yeri bir süreliğine kapalı; ikimiz de yoğunuz, bende bir de ekstradan fena halde can sıkıntısı var. Malum buralara bir şeyler karalıyoruz ama dışarıda koca bir hayatı var insanın ve bazen iş dışında eli klavyeye gitmiyor. Neyse, bu kısmı biraz daha uzatırsam salya sümük ağlayacağım, "Marko'nun Yeri" değil "İlker ile Hayatın İçinden" tadında bir yer olacak burası. Cibona maçı hakkında yazmayacağım, maç sonrası Fenerbasket'te yazdığım mesajı buraya taşıyacağım. Üslup falan belki sıkıntı olur ama derdimi anlatacaktır (Not: Başlığı Pollyanna vari tuttum ki iç karartmasın):

Yahu Greer dediğin adamın Olympiakos'ta iki senede 20 dakikanın altında aldığı kaç maç vardır? Adamın önünde-yanında Teodosic-Papaloukas gibi adamlar vardı bir de... Solomon varken 20 dakika alıyor, Solomon gidince 18'e düşüyor. Bu adamları oynatarak mutlu edersin, oynatarak ısındırırsın ama yok, bir rotasyondur gidiyoruz. Yine gamlı baykuş diyenler olacaktır ama şimdi ben bu galibiyetin nesine sevineyim? Cibona EL için çok kötü bir takım, tıpkı ASVEL gibi. Bugün Siena resmen 20 avans verdi Fransa'da ASVEL'e, sonra gitti 20 sayıyla kazandı. Bu takımları yenince sevineceksek vay halimize. Bu takım oturmamış durumda, ana dişlileri çalışmıyor vaziyette. Çalışması için ne lazım? Giricek'in, Greer'ın oynamaları lazım. Greer 18 alıyor, Giricek de herhalde o civardadır. Haydi Giricek sakat vs., Greer niye 18 dakika alıyor? Mrsic 40 oldu, hala maç kazandıracak sayı katkısı ondan geliyor. Bu takım bu gruptan çıkar, bir üst turada Cibona veya ASVEL'in bu grupta düştüğü hale düşer bu gidişle.

Bokumuzla kavga ediyoruz buralarda 3 senedir anasını satayım, keyif de alamaz oldum bu yüzden hiçbir şeyden. Neyse, zaten çok yakın zamanda atarlar EL'den bizi bu organizasyonsuzlukla, ULEB'de falan takılırız. Ligde de Kepez'i, Gs'yi yenince seviniriz; buralarda da böyle galibiyet sonrası falan bile kafa ütülemeyiz, her şey güzel, hayat da bayram olur.

Ha bu arada, Lig Tv-Spormax Tanjevic'in su şişesini fırlatışının videosunu ULEB'e göndersin, salonu 5 maç kapatsınlar. Nasıl olsa 300 kişi gidiyor, en azından "tükkan kapalıydı, ne yapalım?" deriz kırmızı koltuklar için...
Not: Taraftar yoksunluğu işinde de aslan payını bu organizasyonun sorumlularında buluyorum. Sen taraftara gitmezsen taraftar da sana gelmez, hele ki seni tanımıyorsa, ilgi-alakada aslan payını sana vermiyorsa. Kimse gidip okul önlerinden parayla-biletle adam toplasın demiyorum; televizyon kanalın var, dergin var, rezalet kullanılsa da resmi siten var; var oğlu var... Music Box yayınlayacağına 2 tane basketbol programı fazladan hazırla, voleybolu tanıt, bir şeyler yap. Planını-programını anlat, takımını allayıp pulla, gaz ver. Yok, hiçbiri yok. Çarşamba maçı için Salı 00:00 bülteninde Nedim Karakaş bağlanır, "Kapıları kırsın taraftarlar, yüklensin maça der". O saatte uyumuş taraftar bunun tekrarını ertesi gün 13:00 bülteninde izler, ilgi tavan yapar. Neyse, işin mi yok Marko? Çenen düştü gene...

01 Kasım 2009 Pazar

Ağır Yaralı


Unicaja Malaga bugün deplasmanda Cajasol Sevilla'ya 63-61 kaybederek ligde 5. mağlubiyetini aldı, galibiyetsiz devam ediyorlar. Bundan daha da sıkıntı verici olanı ise Yunan oyuncu Printezis'in geçirdiği sakatlık oldu; Printezis smaca gittiği pozisyonda (hatalı yürüme düdüğünün ardından) potaya asılmak istedi fakat elinin kayması sonucu yere çakıldı. Resimdeki anı düşünün, eli kaydı orada işte... Çok daha ciddi, hatta ölümcül bir sonucu olabilirdi bu kazanın, Printezis hemen sedyeyle dışarı alındı. Hastaneye kaldırılmış Yunan oyuncu, basketbol forumlarında görebildiğim kadarıyla omzunda kırık ve geçici hafıza kaybı varmış Printezis'te. Büyük geçmiş olsun tabii ama Unicaja için bu kötü gidişata onun de eksikliğinin eklenmesi ciddi sıkıntı yaratacaktır. Rubio ve Jimenez'i oraya yamayarak ne kadar gidebilecekler bakalım...
Not: Malaga iyi savunma yapıyor ama hücumda korkunç kısırlar, özellikle oyun kurucu katkısı felaket. Bir de bu maçta Archibald ve Freeland çok etkisizlerdi. EL'ye iyi başladılar ama ne kadar daha böyle gider ya da İspanya'da ne kadar toparlayabilirler bilemiyorum. ACB'de iş yapmak belki de EL'den daha zor...

Lietuvos Rytas


Erken bir sezon değerlendirmesi yapıp Rytas'tan bahsediyor olalım ve tabii onların şimdiye kadar gösterdiği performansta aslan payına sahip olduğunu düşündüğüm Martynas Gecevicius ve Bojan Popovic'ten.

Gecevicius Litvanya'nın önemli yeteneklerinden biri, 88 doğumlu ve bu sene Eidson-Petravicius-Lukauskis gibi çok önemli ve takımın bel kemiği olan oyuncuların ayrılması ile sivrilmeye başladı. Takip etmeye çalıştığım EL, Baltık Ligi ve Litvanya Ligi maçlarında takımın en etkili atıcısı konumunda. İstatistikleri:

Baltık Ligi: 3 maç 16.7 sayı, 4.7 ribaund, 4.7 asist

Litvanya Ligi: 4 maç 15.8 sayı, 3.3 ribaund, 2.8 asist

EL: 2 maç 18.5 sayı, 4.5 ribaund, 1.5 asist

3 sayı yüzdesi de muazzam, 58.8%, 50.0% ve 64.3% şeklinde gidiyor. Başlangıcı muazzam, bu kadar göz alıcı istatistikler ile devam etmemesi muhtemel ama Rytas için yeni ve çok iyi bir guard kazandı desek yanlış olmaz herhalde.

Bojan Popovic de Sırbistan'ın son dönemde yetiştirdiği önemli guardlardan biri sayılabilir. Ülkesinde parladıktan sonra Dinamo Moskova, Unicaja Malaga ve Bruesa ile yurt dışı maceraları olduktan sonra aradığı takım ve havayı Litvanya'da buldu. Onun da şimdiye kadar yakaladığı istatistikler aşağıdaki gibi:

Baltık Ligi: 3 maç 7.0 sayı, 1.7 ribaund, 4.0 asist, 2.0 top çalma

Litvanya Ligi: 4 maç 9.0 sayı, 1.7 ribaund, 4.0 asist, 3.7 top çalma

EL: 2 maç 11 sayı, 3.0 ribaund, 9.5 asist, 2.0 top çalma

Aslında ben de dahil olmak üzere çoğu insanı yanılttı Rytas, "bu sene onlardan olmaz" diyenleri, gruplarında geri planda kalıp hatta eleneceklerini düşünenleri yanılttılar. Şimdilik bu 2 oyuncunun muazzam katkılarından ve takımı sürüklediklerinden söz edebiliriz ama Rytas müthiş bir düzen takımı. O düzende tıkır tıkır işleyen Dejan Borovnjak, Milko Bjelica, Arturas Jomantas ve Donatas Zavackas gibi parçaları da unutmamak gerek elbet... Rytas'ın yaptıkları yapacaklarının teminatı, çok keyifli bir takım, ekol ve düzen takımı. Bu takımda benim gözüm asıl olarak Gecevicius'un üzerinde olacak, ilgiyle izliyoruz...